14 Mayıs 2013 Salı

Urumeli Hisarında







Sevgili okur ,
(U)mutlu baharlar..

Bu yazı da  Gözde Gülsevin 'e gelsin. ( Siz de okuyabilirsiniz elbet sevgili okur )
Bu benim , peçeteye yazılan  şarkı gibi istenen ilk yazım.
Aylar oldu, sevgili okur Gözde ''Bir yazıyı da benim için yazar mısın ?'' demişti.
İşte o gün, bugün..

...

Son günlerde , hani şu reklamlarda gördüğümüz, çamaşır makinesinden çıkardığı tüllerin kar gibi beyaz çıkmamasına şaşırmış hatunlar gibiyim.
Öyle bir şaşkınım, üzgünüm.
Ülkede olanlara, insanlara, insanların hafızasının bu kadar çabuk silinmesine ve sindirim sistemlerinin gelişmişliğine şaşırıyorum.

''Sevgileri yarınlara bırakanlara''  da  çok çok öfkeliyim.

Biraz kafamızı dağıtalım istiyorum birlikte.
En azından bir süre için.

...

Yazının görsellerini incelediğinizde, '' Bu kız, tül perdeden Orhan Veli'ye nasıl gelecek? '' dediğinizi duyar gibiyim.


Örtüldü hafızanın örtüsü
Tasalarımın bittiği yerde.
Yükseliyor şimdi perde perde
"Geri gelen saadet" türküsü  ...                               
                                       
O.Veli
:)

...

İstanbul'da yaşadığım gibi , İstanbul'u da yaşıyorum.
İkincisi daha önemli zaten.
İki vapur jetonuna bile bakabilecek ucuzlukta üstelik.
Hatta bazen bedava..Seyir bedava, güneş bedava, martı sesi bedava dalga sesi, vapur düdüğü bedava.
...

Hiç düşündünüz mü bilmem.
İstanbul kuş olsa ne olurdu , çiçek olsa ne olurdu , içki olsa ne olurdu ?
Onları bilmem de,  İstanbul  bir akrabam , eşim dostum olaydı, amcam, yengem olacak değil ya; elbet sevgilim olurdu.
Herkes ona hayran , o bana kurban olurdu :)))

...

Rumeli Hisarı'ndan elbet geçmişsinizdir.
Sevgilimin en güzel yerlerinden Boğaz'ının :)  en güzel yeri. ( Gözleri güzel sevgilimın  göz bebeği :) )

Rumeli Hisarı'na  ''Urumeli Hisarı '' diyenler vardır bir de.
(Aynı güzelim insanlar ki  ''Kalamış'' şarkısının gazelinde de Münir Nurettin Selçuk gibi ''Düşsün suya yer yer erisin eski ZEMANLAR '' demeye de gayret edenlerdir )
Canımın içleri..
Bu güzel insanlar, tam da orada , başına da martı kuşları konmuş bir Orhan Veli heykeli olduğunu bilirler.

'' ...
   Urumeli Hisarı'na oturmuşum
   Oturmuş da bir türkü tutturmuşum

   İstanbul'un mermer taşları,
   Başıma da konuyor, konuyor aman, martı kuşları
   Gözlerimden boşanır hicran yaşları
   Edalım,
   Senin yüzünden bu halim. ''

...

''Edalım. Senin yüzünden bu halim.'' diyerek , sayfalar dolusu yazılabilecekleri , beş kelimeye yükleyen şairin taştan  da olsa göğsüne, başımı yaslamam da ne yaparım sevgili okur?
İlk kez bir insan heykelinin şöyle büyükçe bir de mendili olsun istedim.
Yok yok  durun vazgeçtim. Mendil olmasın. Gözyaşları alttan bir kanalla doğrudan Boğaz' a karışsın.
Karşı kıyıda elele yürüyen sevgililer, suyun renginden işin rengini anlayıp , daha sıkı sokulsunlar birbirlerine.
Orada avlanan balıklar, rakısız yenilmesin.
Kanun çıksın hatta, kanun !..



''...
  İstanbul'un orta yeri sinema
  Garipliğim, mahsunluğum duyurmayın anama
  El konuşur, sevişirmiş ; bana ne?
  Sevdalım,
  Boynuna vebalim. ''

 ...


Daha da yazardım ya boynumun borcu, bu yazı o beş kelimeyle bitecek.

''Edalım,
Senin yüzünden bu halim. ''

...

Bu yazıyı yazarken ne dinledim ?


                                       




Bir de öneri :

Urumeli Hisarı'nda Orhan Veli'yle dertleştikten hemen sonra , fazla uzaklaşmadan , kaldırımdan ayrılmadan 200-300 metre ilerde.. Sade Kahve adlı mekan.
Her sandalyenin arkasında bir sanat erbabının adı.. Masa örtülerinde adları işli aktörler, ressamlar, şairler  heykeltraşlar.
Mekan sahibi gibi ortada haşmetli gezen kediler.
Hava soğuksa , masanın altında yanan bakır mangal.
Görüp görebileceğiniz en güzel restoran  amerikan servisi.
Bedava boğaz havası.. Yediğin içtiğin  azacık parayla..




 

...




2 yorum: