15 Mayıs 2012 Salı

Komşu Komşu Huu

Merhaba
Kalimera

Hazırsanız, komşuya kadar gidip geleceğiz..
Dilimizde aynı şarkılar, soframızda aynı yemekler...Buzuki dinleyip, cacıki yemeğe yola koyuluyoruz.
Biraz yelinden, biraz mavisinden alalım komşunun. Haydi !..
...

Öncelikle , Yunanistan'a karayoluyla gitmenizi tavsiye ederim. Sadece Türk-Yunan kara sınırını görmek için bile değer. Yolun bir ucunda türk askeri, diğer ucunda yunan askeri. Yolun kenarındaki çizgiler kırmızı beyazken, Yunanistan tarafına geçince bu çizgiler mavi beyaz oluyor. Bayrağımızın dalgalanma sesi kulaklarımızdan silinmemişken , Yunan tarafına geçiyoruz. Sanki hava bile karışmıyor bir taraftan diğer tarafa. İnsan kendini , ilkokuldaki sosyal bilgiler dersinde hissediyor. 
Biz de gezi yazımıza başlamak için İpsala sınır kapımızdan , Yunanistan'ın Kipi sınır kapısına geliyoruz. 
...

Batı Trakya bölgesindeyiz. Dedeağaç'a hoşgeldiniz. Türkiye'den çıkınca ilk durağımız burası.  Yunanistan'daki adı Aleksandrapolis olan Dedeağaç, İpsala'ya sadece 40 km uzaklıkta. Özellikle yazın İstanbul ve Edirne'den haftasonu tatili için gelenler çok oluyormuş. Görmeden önce köyden hallice olduğunu düşündüğüm Dedeağaç'ın, şık kafe, restoran ve küçük motelleriyle bir sayfiye yerini andırdığını söylemeliyim. Tavernalar buradan başlıyor anlayacağınız. Taverna demişken, bizim tavernadan anladığımızla, yunanların taverna dedikleri şey farklı. Yunanistan'daki restoranların, en salaşından en pahalısına kadar, müzik eğlence olsun olmasın, hepsinin adı taverna.
Yol üstünde sık aralıklarla, küçük kiliseler görmeye başlayacaksınız. Bu kiliseciklerden en çok Dedeağaç'ta var. Demek ki en çok trafik kazasından ölümler burada olmuş. Hayatını trafik kazasında kaybedenlerin yakınları, bu duruma dikkat çekmek ve kaybettikleri yakınlarını  anmak için, kazanın olduğu yerlere kilisecikler yaptırmışlar. Ölüm yıldönümlerinde de bu kiliseciklerde mumlar yanıyormuş. Dilimiz, yemeğimiz, desenize bir de  derdimiz aynı komşuyla. 
...

Batı Trakya'da yolculuğa devam ediyoruz. Gümülcine (Komotini) ve İskeçe (Ksanthi) daha bizden iki şehir. Özellikle Gümülcine'de sokaklarda, doğrudan türkçe konuşuluyor. Gümülcine'de müftülük de var. Daha mütevazi, sade ancak huzurlu insanların yaşadığı yerler Gümülcine ve İskeçe. Buradaki ilk durağımız sabahın ilk ışıklarıyla girdiğimiz bir türk kahvehanesiydi. Türk televizyonu izleniyordu, çaylar demlemeydi. Hala Türkiye'deydik sanki. Yabancılık çekmeye başlamamıştık. 
Karşıdaki kahvehaneye, sabah namazını kılmış amcalar geliverdi. Sahi neredeydik biz?

...

Şimdi en sevdiğim şehre gidiyoruz,  Selanik'e. Burası yunan Makedonya bölgesi.  Thessaloniki ,Yunanistan'daki adı. Bu ad, Büyük İskender'in kız kardeşinin adından konmuş şehre. Yunanistan'ın 2. büyük şehri.
Görmek için sabırsızlandığım bir ev var orada. Bir milletin kaderinin değiştiği ev. 
Apostolu Pavlu Caddesi 75 Numara. Ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ün doğduğu ev.  İki kez gitmek nasip oldu. Aramızda kalsın, ilk gittiğimde bahçesinden toprak almıştım. Çalışma masamın üzerinde bir kavanozun içinde duruyor. Duygulanmamak elde değil. Ayrılmak istemeyeceksiniz. Maalesef çok da gönlünüzce gezemiyorsunuz. 15'erli gruplar halinde katları gezdiriyorlar. İnsanlar genellikle turlarla geldikleri için, bahçede, alt katlarda gruplara ayrılmış insanlar beklemede oluyorlar. Atamızın evini ''acele''yle gezmek istemese de insan, evin korunması için olması gerekenin bu olduğu da bir gerçek. Evin yanında Türk Konsolosluğu bulunmakta. Üç katlı, avlulu, eski türk mimarisine uygun yapılmış bu ev , şu an bizim Bağdat Caddesi kadar işlek bir caddenin üzerindedir. Kitaplarımızı süsleyen cumbalı görüntüsü, ara sokaktan görülmekte. O sokaktaki kafeler de trafiğe aldırış etmeden, kendini yola atıp fotoğraf çektiren türklere oldukça alışmış görünüyor. Atamızın evini görmek için mutlaka bir fırsat yaratın derim. Yoksa birşeylerin eksik kalacağından emin olabilirsiniz. Bu güzelim ev için ne söylesem eksik kalacaktır. 

Selanik, Yunanistan'ın İzmir'i denebilir. Sahili tıpkı Kordon boyuna benziyor. Tabii İzmir'dekinden  daha renkli olduğunu söylemeliyim. Benim bir şansım da, iki Selanik seyahatimin birinin ekonomik kriz öncesi olması.  İnsanların genç yaşlı demeden eğlenceye ciddi paralar harcaması dikkatimi çekmişti. Üstelik bir haftaiçi akşamıydı. Tavernalar dolup taşıyordu. Rezervasyonla gitmiştik hatta tavernaya. Aklıma gelmişken tavernalarda tabak kırmak gibi bir adet yok, ne kriz öncesi ne kriz sonrası. İkinci gidişimde ise tavernayı bizim tur ekibi doldurdu. İki masa daha vardı. Neredeyse kapılarda karşılandık. 
Komşuda ekonomik krizin etkileri tavernalardan bile belliydi. 

Selanik'in anlamı bizim için Atatürk'ün evi. Onlar için şehrin simgesi Beyaz Kule.  Osmanlı zamanında yapılmış bu kulenin mimarının Mimar Sinan olduğu da söylenmekte. Kule zamanla taş rengini almış. Hapishane ve vaftizhane olarak da kullanılmış. 
Selanik'te yürüyerek gezmek için güzergah oldukça keyifli. 
Aristotales Meydanı'da  etrafında yürümek, sokak müzisyenlerini dinlemek hoş olacaktır. Bu güzel kentten ayrılırken, aklım, kalbim hala gözbebeğimiz Atatürk'ün evinde. 

...

Başkent Atina benim için Akropolis  ve Pire Limanı dışında bir hayal kırıklığı. Burada üç gün kaldık. 
Otelimiz Syndagma Meydanı'na (Anayasa Meydanı) yakındı. Askerlerin yer değişim  gösterilerini izledik. Oradan şirin tavernalarla  dolu Plaka'ya gittik. 
Yunanistan'da olduğunuzu burada iyiden iyiye hissediyorsunuz. 
Uzoların kadehe dolma zamanı. Uzo , bizim rakının üçte bir fiyatı. Daha tatlımsı bir lezzeti var. Tavernalarda minik şişelerde geliyor uzolar. (Yazının bu kısmında ''bizim rakı daha güzeeeel'' diye haykırmak istiyorum) 
Yunanistan'da zeytinyağlar çok lezzetli. Bardağa koyun için o kadar da iddialıyım. Fiyatları da uzodan pahalı. Grek salata aldatmacasına kanıp da geleneksel bir şey tadacağınızı sanmayın. Bizim salatanın üzerinde bir koca kalıp peynir  konup, sofraya gelince adı grek salata oluyor. Zeytinyağı o kadar lezzetli ki kendinizi salatanın altında zeytinyağına ekmek banarken buluyorsunuz. Ben size deniz ürünü yemenizi tavsiye ederim. Özellikle de balık. Pire Limanı'nda yediğim levreğin tadı damağımda hala. 
Kalamar, midye sunum  usulleri bizimkinden biraz farklı. Mutlaka sorun. Garsonlar genellikle türkçe biliyorlar. 
Pire Limanında bir restorana gitmek daha maliyetli. Şartlarınız buna uygun ve zaman kısıtlıysa  , hakkınızı buradan yana kullanmanızı tavsiye ederim. Plaka'daki mekanlara İstanbul'da ya da herhangi bir ege sahil sayfiyemizde rastlamanız mümkün zira. 
  Atina'da gezmek için fazladan bir gününüz varsa, bir günlük cruise turlarına katılın. Paros, Aegena ve Hydra adalarını gezin. Beyaz taş evler, evlerin köşelerinde kediler, anforalar,  mavi ahşap sandalyeler bu adaların simgesi. Adaların Atina'ya yakınlığı İstanbul ile Prens Adalarının yakınlığı kadar. Tabii yunanlar turizm pazarlama olayında hem başarılılılar hem de Avrupa Birliği'nde olmalarının ayrıcalığı var. Tertemiz ve kendine özgü olan adalardan, kendi koşullarınızla birine gideceksiniz Hydra derim. Hem çok şirin hem de sanki yunan kültürünün bir özeti. 
   Yunanistan'da grev çok sık rastlanan bir olay. Bizim de şansımıza  liman grevi vardı. Adalara daha yakın gidebileceğimiz bir limandı bu liman. Sabah 5 'te kalkıp, daha uzakta olan bir limana gittik. Otelde kahvaltı yapamadık. Kumanya paketlerimizle kör karanlıkta otobüsümüzle yola koyulduk. Güneş, cruise turunda doğmuştu.
Epey söylenmiştik o zaman. Meğer biz şanslıymışız. Biraz uykusuz kalarak, göreceğimiz yerlerden geri kalmamıştık. 
Benden bir ay sonra Yunanistan turuna katılan bir arkadaşım Acropolis'ü göremeden geldi. Düşünsenize Yunanistan biraz da Acropolis demek ve siz grev yüzünden göremiyorsunuz.  
Kendi adıma  daha fazla zaman ayırabilmek isterdim Acropolis'e; ama arkadaşım aklıma geliyor da susuyorum.
Acropolis, yüksek şehir, uç şehir demek. Atina adını, koruyucu tanrıçası Athena'dan alıyor ya , Acropolis'te de Athena'nın farklı rollerini gösteren çeşitli heykeller var. 
Parthenon, Acropolis'in  ana tapınağı. Bu aynı zamanda Athena 'ya adanan tapınak. Yıkıntı halindeki bu yapı, hala dünyanın en ünlü yapılarından biri. 
Acropolis'ü gezmek için çoklu bir bilet satın alıyorsunuz. Biz başlıca kısımlarını gezebildik. Bir tam gün ayırmak gerek. 

...

Yunanistan'daki çalışma saatlerinden de yeri gelmişken bahsetmek isterim. Bizdeki gibi müsteri çok da velinimet değil. Turumuzdaki bir hanımı, dükkanı kapattıkları için dışarı çıkardılar. Oysa ne alacağına karar vermişti, incelemeden satın alacaktı. Satıcı dükkanın kapısına kilidi vurdu çıktı. Tabii ki bu kriz öncesinden bir hikaye.  
Dükkanlar için öğle arasının ne zaman olduğu, çok da belli değil. Keyiflerine pek düşkün insanlar. Devlet daireleri de 14.30'a dek açık. Sadece salı ve perşembeleri kimi kurumlar 17.30- 21.30 arası çalışıyormuş. 

...

En büyük sürprize doğru yola çıkıyoruz şimdi de. İçinde Meteora olmayan Yunanistan turuna katılmayın desem yeri. Bir iddiada daha bulunayım. Turunuzda Atina olmasın Meteora olsun o kadar. Buraya gitmeden önce  bir fikrimin olmadığı Meteora, Kalambaka'ya bağlı bi bölge. Yunanistan'ın Kapadokya'sı denilse de fazlası. 
Kelime anlamı ''göklerde duran'' olan Meteora, dev kayalıkların üstüne kondurulmuş 24 manastırdan oluşuyor. Kayalıkların yüksekliği 300 metre. Ortodoks keşişlerin 11.yüzyıldan bu yana sığınağı olan kayalıklara  ilk manastırın inşaası 14. yüzyılda başlamış.  İnsanın aklı almıyor. Bu kadar yükseğe çıkmanın amacı, inzivaya çekilmek, dünyevi her türlü zevkten uzakta durmak, hatta acı çekerek kendini huzurda hissetmek. 
Meteora'da bugün hala keşişler yaşamakta. Ziyarete açık 6 manastır mevcut. Manastırların en büyüğü olan  Metamorfosis Manastırı müze olarak da kullanılıyor. 
1448'ta yapımına başlanan manastırlardan Trinity manastırının  yapım hikayesi de oldukça ilginç. 1476'da açılan manastırın  inşaası 18 yıl sürmüş ve keşişler malzemeyi buraya 70 yılda taşımışlar. Papazlar buraya ulaşabilmek için bir de asansör inşaa etmişler. Altı uçurum olan bu asansör, bir ip yardımıyla çekilen bir ağdan ibaret. Aksi taktirde 1000 küsür basamak çıkacaklar. 
Bir Giresun türküsünün sözleri şöyledir : Ustam nasıl kondurdun, taş başına binayı? Zindan ettin başıma habu yalan dünyayı. 
Ne dersiniz, türkünün sözleri Giresun'a yolu düşen  Meteoralı  bir rahibe mi aittir?

...

Kavala son durağımız. Bizden izler taşıyan bir başka şehir. Osmanlı yapısı bir su kemeri, Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın evi, şimdilerde otel olarak kullanılan bir imarethane. Osmanlının ayak izlerini takip ediyoruz. Şirin bir balıkçı köyüne benziyor Kavala. Sahildeki restoranların menülerinin bir kısmı türkçe. Burada da garsonlar türkçe biliyor. Otel ve restoranların hepsi salaş. Kavala biraz daha egeli sanki. 

Yunanistan'ın hangi şehrinin sokaklarında yürürseniz yürüyün, konuşmalarınızdan sizin türk olduğunuzu anlayıp yanınıza özlemle gelen, türkçe bildiği kelimeleri saymaya başlayan, hatta türkçe şarkılar söyleyen  yunanları  göreceksiniz. Hepsi ağız birliği etmiş gibi ''Problem politik'' diyecekler. Ardından hikayelerini anlatmaya başlayacaklar. Ortaköy'deki bir kilisenin zangoçunun kızı  Rita teyze 40 küsür kişilik turumuzdaki herkesi ertesi gün kahvaltıya davet etmişti. Tur programımızdan bahsedip gelemeyeceğimize zor ikna ettik.  Hepimize öyle bir sarıldı ki gözlerimiz nemlendi.. ''Hatırla sevgili o mesut geceyi '' diye mırıldanmaya başladı.. ''Kardaş,  kardaşimu'' dedi durdu bize Rita teyze..

...

Komşuya kadar gittik geldik. Kulağımızda aynı ezgiler, kalbimizde Atatürk sevgisi, özlemi. Ne çok ortak tarafımız, geçmişimiz vardı..
Bu güzelim insanlarla yıllarca aynı mahallelerde oturmuşuz, ahbaplık etmişiz. Ne derler bilirsiniz. Yunanın ve türkün çamaşırları aynı rüzgarda kurumuş yıllarca.
Mübadeleyle gidenlerin aklı , kapılarına diktiği ağaçlarda kalmış. Yunan gelin türk kızına emanet edip gitmiş de çeyizini, türk kardeşi saklamış yıllarca. 
Ünlü ''Şehir'' şiirinin şairi Konstan Kavafis'in de babasının İstanbul asıllı olması tesadüf mü sanırsınız?

 ''Yeni bir ülke bulamayacaksın.
Başka bir denizler  bulamayacaksın. 
Bu kent peşini bırakmayacak. 
Aynı sokaklarda dolaşacaksın. 
Aynı mahallede yaşlanacaksın. 
Aynı evlerde kır düşecek saçlarına
Bu kenttir gidip gideceğin yer
Bir başkasını umma ...''


...


Bir başka seyahatte görüşmek dileğiyle.. 
''Ela..'' 


Ela: Yunanca gel, haydi anlamında..


...

Kendinden sürprizli yazıdır..Son şarkıyı es geçmeyelim..
Başka yerde yok!..
Efharisto poli !.. (Çok teşekkür:) )





















Bu yazıyı yazarken ne dinledim?

                                         

6 yorum:

  1. ne güzel de anlatmışsın.. gidesim geldi

    YanıtlaSil
  2. oleyyy :-) işe yariyor demek ki fikret abicim canim :-) bu ay Girisimci Kadin dergisinde yayinlandi bu yazim. Ben de buraya da tasidim hihihi..

    YanıtlaSil
  3. Değerli blog yöneticisi makalelerinizi Beton buz olarak çok beğendik. Ekibimiz olarak başarılarınızın devamını dileriz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim..
      Güzel sözleriniz onurlandırdı. Yine beklerim:)

      Sil