kuş uçuşu / gezi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kuş uçuşu / gezi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Ağustos 2015 Cumartesi

Kaşk! Bu değil


Yapma güzel.
Sen 
İnsanı güldürürsün 
Sen...

...

Sevgili okur kendinden müzikli bir yazı vaad ediyorum anlaşıldığı üzere..
Bir Kaş yazısı okuyacaksınız birazdan; başlığı,  yazı vücuda gelmeden belli olan.
Siz, insanıııııı öldürürsünüz siz...

...

İlk kez sanırım nasıl anlatsam bilmiyorum gittiğim bir yeri.
Meyhane meyhane mi anlatsam , kıyı kıyı mı anlatsam?
Şunu şurda yiyin, burdan denize girin, falanca yerden denize hoplamamışsanız Kaş'a geldik saymayıncı didaktik bloglardan değiliz  malumunuz.
Elbet bir iki tavsiyem olabilir tabii.
Ama onun ötesinde Kaş'ta şanslı olunabileceğine inanmaktayım.
Misal, biz uçak biletlerini aldığımızda ayağımızın tozuyla Birsen Tezer dinleyeceğimizi bilmiyorduk Echo'da. Oysa nerede kalacağından önemli, sen oradayken Echo'da kimin çıkacağı. 
Öperim otellerin yıldızlarını.. Yıldızlar gökyüzünde.. 
Buldun mu sana en uygun bileti, denk getiriyorsan Birsen Tezer'e, Jehan Barbur'a, ne bileyim Özge Fışkın'a.. Ne mutlu..Tamamen senin  kabiliyetine kalmış..
...

Biz iki senedir aynı pansiyonda kalmaktayız  Çukurbağ yarımadasında. Yarımada kısmında kalmayı özellikle seviyoruz. Kaş merkezden yarımadaya ilk saptığınızda bir sağınızda bir solunuzda kalmıyor mu deniz,  mavi eteğini  bir o tarafa bir bu tarafa sallıyor ah canım  kadınım Kaş.
Hamarat Pansiyon yıldızlarını gökyüzüne asmış olanlardan. Karşısında bir bank var, ruhunuz bedenden oynar. Kaş'ta şans demişken tam da bunu kast ediyorum.  Bankta otururken gece sonunda elektrikler kesilip de yalnız yıldızlar ve gemilerin ışıklarıyla aydınlandık ilk gecemizde. Adını bu yıl öğrendiğimiz bir koya bakmakta pansiyonumuz. Geçen sene akşamüstü varmıştık Kaş'a. Dedik şu görünen koyda bir yüzüp, akşama öyle devam edelim. Arabayı döndürememiştik, öylesine kötü bir yolu vardı. Bu yıl bir plaj kaplamış koyu, insanlar akın akın buraya gidiyor. Kıpırtısız, sakin ve temiz bir deniz arayanlara tavsiyedir Hidayet Koyu. Gezi blogları marifetiyle epey meşhur olmuş bizim gece manzarası koy bu yıl. 
Ben de benden hiç beklenmeyecek bir biçimde birkaç sabah erkenden denize gittim Hidayet koyuna. 
Bir sabah hele 8'de buluştum suyla. Eriyorum kendi hidayetime (bana kaldıydı) :D 

Gözünü sevdiğimin Kaş'ı  diyorum....

'' Gözlerin sabahın sekizinde bana açık.
Ne günah işlediysek yarı yarıya.''  *1 

...

Kaş, Antalya'nın hürriyetli ve başına buyruk çocuğu.
Hiç kimselere benzemiyor. 
Büyükler bir meraklıdır ya hava durumuna, sorduklarında ''Esiyor''  diyorum. Sahi esiyor, bunaltmıyor hiç. Bunu söylerken koruyor muyum Kaş'ı, bir ilişki mi kuruyorum aramızda, sanmıyorum. Düpedüz esiyor işte.
Şikayet edemiyorum Kaş'tan.
...

Biz 7 kişilik bir ekibiz. Banu, Kerem ve Bulut tatlıları da katılınca iyice güzelleşiyoruz. 
Kıyı kıyı gidelim istiyorum şimdi. Meşhur Kaputaş Plajı'ndan başlayalım hatta. Kaş ile Kalkan arasında olan turkuvaz rengi bu plaja gidiverelim. Yukarıdan aşağıya inmesi zor görünüveriyor. Yılmayınız. 
Kağanka'nın deyimiyle sanki prilin içinde yüzüyor gibiyiz. Birisi de rakı içinde yüzmeye benzetmiş. Hah, tam da o.  Öyle bir renk...
Nazım'ın ''en güzel deniz'' tanımındaki deniz bu olsa gerek, ''Henüz gidilmemiş olanı'' mıdır sizin için,  orasını bilmeyiz :)
Bu plajı Kaş Belediyesi işletmekte. Kalabalık bir ekipseniz, şezlong yakalayabilmek için erken gitmekte fayda var. Plajın anneanne limonatası, tostu vs.si  tedarik edebileceğiniz bir de güzel kafesi mevcut. Biz Kaputaş'ın epey dalgacı bir gününe denk geldik. Esprisiz de güzeldir herhalde..
Zaten onu her haliyle severiz. Zira  Happy'miz çocuklar gibi şendik Kaputaş'ta...
                             
...

Şu an Fikret Kızılok dinliyorum da bir yandan, bangır bangır Kızılok çalması gereken bir plaj biliyorum. Akşamüstü çaldırdım da burda  hatta :) Adından sebep midir, sade bundan olduğunu sanmam bu yakınlığın Derya Beach'le. Sanırsın 1970'ler Türkiyesi.. Daha okur yazar bir plaj. Oturduğun yerden Limanağzı mevkiini de Meis'ten gelen arkadaşını da görebiliyorsun.. Kağanka bir Meis'e kadar gidivermişti, Erim bir de bakmış ki Kağanka geliyor yali yali :) Günbatımları için de önerebilirim Derya'yı. 
Derya'da deniz de bir başka alem. Bir soğuk bir sıcak.. Deryalar hep mi böyledir? :I



                                       


Derya Beach Küçük Çakıl'da. Bu bölge konaklama için de birçok seçeneğe sahip. Tercih edilen bir bölge de aynı zamanda. Bana epey ruhsuz geliyorlar ama. Bunda havuzlu otellerin varlığının da payı büyük. Kaş'ta havuzu tercih edenler herhalde çocuklu ailelerdir diyor, aksini düşünemiyorum. 

Deniz için şehiriçinden yürüyerek varabileceğiniz bir diğer seçenek de Büyük Çakıl Plajı. Sanırım burada iki işletme mevcut. Biz iki yıldır Ada Beach'i tercih ediyoruz. Burada konaklama imkanı da mevcut. Ne az ne çok , kendi halinde işletmeler. Çakır gözlü, epey komik bir teyze işletmecilerden biri. Gözleme yapıyor, ayran yapıyor, muhabbetinizi alıyor. Havlumu unutmuştum, telefon ettim. Almaya gittiğimde  ''Yavrum sen aradın aldın. Yoksa biz bunları paspas yapıyo'z  hee ''  deyiverdi. Sağolsun bir de yıkamış havlumu.
Biz Erim'le havlunun peşine düşmüşken ekip ertesi gün için tekne turu ayarlıyor. 

...

Otelimizden alıyor bizi Xanthos Tur otobüsü ve Üçağız' a götürüyor. Yol boyu sanki orta 2.sınıf coğrafya kitabı sayfalarını çeviriyorsunuz. Ne varsa Akdeniz bölgesine dair seralar, makiler hepsi mevcut. Üçağız'dan teknemiz kalkıyor. Özellikle batık şehir Kekova etkileyici. Burada yüzmek yasak, lakin teknenin durduğu bütün koylarda yüzmek mümkün.


 

Henüz geleli birkaç gün oldu Kaş'a. Bizde durumlar şöyle Tuğba ile Erim Kaş'tan zaten  eminler. Dilay'ın Kaş' a ilk gelişi ''Bu Kaş'la işimiz var haa..'' deyip duruyor. Cem ''Kaşeee'' diye bir türkü tutturmuş halde.. Kağanka ''Ben Kaş'ı sevdim haa..Daha bi yerini de görmedim tam. '' demekte. Beni de Tuğba ile Erim'in yanına yazın.. Biraz da Dilay'ın.  

...


Bu  seneki Kaş'ın en tatlı tarafı belki de geçen sene gitmediğimiz Limanağzı tarafına gitmek. Buraya limandan kalkan taka dolmuşlarla gidiyorsunuz. Kara bağlantısı yok. Bildiğiniz bata çıka gidiyorsunuz. Karadenizliyiz falan ama inanın sökmüyor. Kireç gibi iniyoruz takadan. Biraz da bilgi verelim.Gidiş-dönüş 15 lira bir ücreti var taka dolmuşların ve son dönüş 19.00 civarları. 4-5 adet plaj mevcut Limanağzı'nda. Takalara binerken size hangi plajlarda yer olduğu bilgisi veriliyor. Gerçi biz yanlış bilgilendirildik. Neyse dedik geçiveririz yana. Meğer öyle olmuyormuş. Dağları, kayaları aşıyorsun. Yandan geçiş yok. Survivor izlemeyen, ayrıca bu programa da  mok atan biri  olarak dedim ki ''Şurdan bi geçeyim yan plaja, bütün yarışmacılara sms atacağım.'' 
Dağ tepe aşıyorsunuz ama ödül büyük. Carettalarla miss gibi bir denizde yüzüyorsunuz. Derya'ya 70'ler sonu dedik. Hadi burası da 12 Eylül'ü görmüş olsun. Görmese iyi ya,  80'ler başı..

Biz Delos Beach'i çok sevdik. Burası ayrıca konaklayabileceğiniz de bir yer. 
Seneye programa aldık. 
                             

...

Gelelim meyhanelere...
Önereceğimiz meyhanelerin hepsi hemen hemen yanyanalar. Nereid Meyhanesi, Ruhi Bey Meyhanesi, Turkuaz Meyhane, Tzatziki Meyhanesi'ne gittik. Turkuaz dışında hepsini tavsiye edebiliriz.Bunun sebebi de meze  çeşitsizliği ve mevcut mezelerin egeli olmayışıydı.
Tzatziki Meyhanesinde meze seçerken lisede dönem ödevi seçer gibi bir titizlik takınmanız bekleniyor, bilginize :) Buranın  topiği şahaneydi. Nereid Meyhanesi'nde sütte dil balığın tek geçeriz. Gerisini siz seçin, biz uyarız. :)
Son gecemizde de artık bir değişiklik olsun diyerek Sumanu Şarapevi'ne gittik. Makarnalar ev yapımıydı.Toprak kaplarda içeceğiniz nar şarabının da bir tadına bakın deriz. 
Amaaaa :)
 
             
                         

Kim demiş haram nedir bilmez Hayyam
Ben helali haramı karıştırmam 
Seninle içilen şarap helaldir
Sensiz içtiğimiz su bile haram

yine söyleyiverdik Hayyam'dan.
Yoksa masanın neşesine zarar..

Biz artık Kaş sonrasına bakalım sevgili okur.
Kaş'tayken Kaş'a çare var.

Andır galsın gerisi.
Kaş, hep kendini hatırlatır.


...







...

*1 Cemal Süreya 
 Not: Cansın ve Gülistan'a gelsin biraz da bu yazımız. Birlikte geçsin yine yazımız.  :) Ve  yol arkadaşlığımızın ömrüne... 

...
 Bu yazıyı yazarken ne dinledim?
                                          
                                          

29 Ağustos 2013 Perşembe

Datça Yollarında Bir Ciddik Kuşu

Selamlar Sevgili Okur,
Her şey dilediğinizcedir umarım. 
Datça yazımız, yazın  en sıcaklarına  kaldı.. 
Ne güzel bir eşseslilik o öyle.. Yaz !..

...

Birazdan okuyacaklarınız, benim için çok çok özel birisi için gelsin . Manevi babam için.
O, artık bu dünyadaki  çiçekleri deremiyor. Ve ben , o , dünyamızdan gitmemiş gibi davranmakta ısrar ediyorum.

...

Eminim orada da harikulade bir bahçeniz var. En azından birkaç saksıda çiçekleriniz, bir balkonunuz mutlaka var.
Odanızda bile çiçek fotoğrafları, çalışma masanızın camının altında.
Öyle tutkuyla seviyorsunuz çiçekleri ,  ki ''çiçek gibi'' derdiniz en sevdiğiniz şeylere..

Notlarınız karmaşık ; ama ''kendi içinde düzenli''  :)   ; tıpkı eski , günlük telaşlarınız gibi.. 
O telaşlar ki hiç bitmeyecekmiş gibiydiler. 
Düzeninizi, eşsiz sohbetiniz, burnunuzu çeke çeke ağlarken kahkalarla gülmenizi , ''O kadar ! '' deyişinizi öyle özledim ki.. 

Öyle özledim ki  sizi.

...
Üniversiteye başladığım yıl  '' Datça yollarında kırlangıç '' benzetmesini yapmıştı manevi babam benim için..Datça'yı da biriyle özdeşleştirmişti. 

O zaman hiç görmemiştim burayı.. Bildim bileli gitmek isterim.  O da bilirdi  bunu. Bir türlü kısmet olmuyordu işte.  Hatta görmeden yazısını bile yazdım anımsarsınız, Datça'nın . Gitmiş gibi , sokaklarında dolanmış gibi yazdım. 

Şimdi manevi babamla benim Datça'mızı yazıyorum size.. Dilerim ''çiçek gibi '' olur. :)

...

Datça balı  ve  bademiyle meşhur. Ancak ben  ilk , yolunun methini duydum. :)
Hatta öyle bir anlatılıyordu ki sanırsınız üç beş şanslı kişi buraya ulaşmış, onlar  da geri dönmemişler ...

Şahane bükleri gezmem diyorsanız ve Bodrum da varsa programınızda, suya sabuna dokunmadan Datça'yı gezebilirsiniz. Bodrum'dan Datça'ya feribot var. Mevsime göre sefer sayısı değişiyor. 
1,5 saatlik bir yolculuğun ardından varıyorsunuz. Şehrin merkezinden uzakta bırakıyor feribot ve merkeze servislerle ulaşıyorsunuz.  

Ve işte karşınızda, kapının önünde çocuklarını torunlarını  bekleyen bir anneanne  gibi sizi bekleyen Datça.
Havası,  sanki diğer Muğla ilçeleriyle karışmıyormuş gibi ..
Suyunun bambaşka olduğu kesin !
Öyle kendine has. 

Bir değişik his içimde.. 
Bana ait , çok eski bir şeyi almaya gelmişim gibi.. 
Benim payıma birşeyler düşmüş gibi..

...

Bir an önce Eski Datça'ya kavuşmak isteği içimde. 
Hayalimden az mı çok mu ?
Can Baba'nın yarım kalan şarabını birileri içmiş mi? :)

Evet o bildiğiniz, kafeye gidiyoruz ilkin , meydandaki.
Can Yücel 'e saygı duruşu.. 
Duvarda resmi, fotoğrafı, şiirleri , cam bir bölmenin içinde Can Baba'nın yarım kalan şarabı. 
Bu mekan iyi ki var. Yoksa Can Baba' ya dair pek birşey bulamıyorsunuz Eski Datça 'da. 
Aile halen yaşamaya devam ettiğinden CAN EVİ' nde , Can Baba'nın ölüm tarihi olan 12 Ağustos ve özel araştırma için aldığınız izinli zamanlar  dışında evi gezmek de mümkün değil. 
'' Ben olsam neler neler yapardım '' demekten kendimi alamıyorum.  
Neyse...

                             


                                         


 



Eski Datça'nın sokaklarında bir elimden Can Baba, bir elimden manevi babam tutuyormuşçasına yürüyorum. Öyle sıcak öyleee sıcak, kalbimden daha  çok sıcak değil . 
Ben ki çocuğunun adını CAN BABA koyacak kadar tutkuyla seven biriydim şairi, nasıl ısınmam çiçeklenmem burda.. Var beni de taş duvarlara tutunmuş bir begonvil say !..

                                
                             


Belediyeden ricamdır. Ne olur en azından haftada bir gün ''Başka Türlü Birşey '' çalsın hoperlörden. 
Bir dahaki gelişimi , haftanın o gününe getirmezsen neyim :)

O davudi sesi bu taş evlerin duvarlarına çarpmış .. Bunu duyumsayarak büklere doğru yola devam ediyoruz. 
...

Şimdi buradan sevgili coğrafya öğretmenlerime seslenmek istiyorum.  

'' Çocuklar yarın size Datça yarımadasını anlatacağım. Herkes yarın şık olsun, erkeklerin frak giymesi mecburidir. Tören ve saygı duruşunun  hemen ardından derse geçeceğiz ''  

Ben açıkçası bunu beklerdim. Öyle basitçe geçilecek gibi değil. 

Tanrı oya gibi işleyecek koylarla, büklerle  kıyıları ve bunu Türkiye' ye nasip edecek; sen de bunu öyle gelir geçer anlatacaksın olacak iş değil. Saygı duruşu şart.  

Hangi büke gidelim derseniz tamamen size kalmış. Zira tanrı öylesine cömert davranmış ki ''Büklerden bük beğen ''.
Biz Knidos' a kadar gittik. Knidos'un da özelliği bir tarafında Akdeniz suları bir tarafta ege suları olan bir antik kent olması. 
Özellikle Knidos'ta büyülenmemek elde değil. 
Yolun oldukça virajlı ve dar olduğu uyarısını da yapmalı.  Çok yer görmek adına zamanı iyi değerlendirin ve hava kararmadan dönüşe geçin derim. 
Tekne turuna mı çıkalım, araba mı kiralayalım da bükleri gezelim derseniz  arabayı tavsiye ederim. O güzelim ege köylerinden mutlaka geçmelisiniz. 
Köylerin mezarlığı bile sempatik inanır mısınız ? 
Kahvehaneleri ve kahvehane cemaatini varın siz düşünün..  ''Çiçek gibi '' :)






...

Datça'nın merkezinde denize girilebiliyor. Balık lokantalarının kumsalı gündüz plaj gibi hizmet veriyor. Akşama doğru şezlonglar toplanıyor ve restoran masa sandalyeleri kuma atılıyor. 
Hüsnü'nün Yeri'ni size tavsiye edebilirim. Sinarit yiyin, lagos yiyin , akya yiyin.. (Hayatımda yediğim en güzel karides de burada olabilir. Bir güzel tavsiye daha :)  )
Bir giresunlu deniz delisi olarak ege balıklarına geçer not veriyorum. ( Anne bugün Vedat Milorculuk oynadık : ) )



...

Balık restoranlarından arkadaki caddeye geçerken ,   el sanatları ürünleri satılan tezgahları geziyoruz. Tezgahlardan birinin sahibi tatlı mı tatlı bir hanım. Emel hanımın el emeklerinin yanında bir de kitaplar var tezgahta. Yazarın adı hemen çağrışım yapıyor. Gündüz Eski Datça meydanında  gördüğümüz durağa adı verilen beyefendinin adı.. Meğer  Emel hanımın eşiymiş. Nihat Akkaraca'nın   '' Datça' da Zaman '' adlı kitabında Datça'nın insan  hikayeleri anlatılıyor. Nihat bey tam anlamıyla Datça'nın kitabını yazmış. Ertesi gün plajda okumaya başlayınca , Datça insanının yüzü neden gülüyor daha iyi anlıyorum. 

...



Toz
Toprak
Çer
Çöp
Ve yağmur eskisi
Ve altındayken böyle
Sana karşın seni sevmenin…
Cumadan beri
Istesen de sen
Ölmek,
Cumadan beri
Ölmek,
Nerdeee
Neerde ölmek
Çimleniyorum sevgilim
Ve böbreğimde bişey Çim çim çim
Ben galiba böyle, Güler,
Sana yeşillenerek öleceğim

CAN YÜCEL


Hadi bu güzel şiirden sonra kapatıp gidelim ..:)
Ben daha başka ne diyeyim ? 



...

 Bu yazıyı yazarken ne dinledim ?



                                         

                                          


21 Ağustos 2013 Çarşamba

Gümüşlük , Yeni Sevgilim


Uzuuun bir aradan sonra tekrar merhaba.
Sevgili canım okurum,  desenize '' Ne zaman sıklıkla yazdın ki zaten ? ''
Sizlere de yansımasını umut ettiğim bir aydınlıkla yazıyorum..
Nadiren olur ne yazacağını bilememek.. Sanırım aynı şeyleri hissetmeyi gönülden diliyorum.
Birçok kentle , köyle, kasabayla, hatta bir sokakla, sadece bir kafeyle bile aşk yaşayabilir insan.
Eminim size de oluyordur. Adım attığınız andan itibaren kendinizi oralı gibi hissettiğiniz, defalarca gelmeyi,anında planladığınız. Hatta yerleşmeyi bile ...
Bozcaada sanırım seni birazcık aldatıyorum.. Ve işte '' Gümüşlük '' , yeni sevgilim.

...

Soranlara , '' Bodrum' dayım'' demenin haksızlık olduğunu düşünüyorum Gümüşlük için.
Çünkü Bodrum'dan fazlası.
Baksanıza adı bile ayrı güzel...
Bodrum yarımadasının batı ucundaki bu güzelim beldenin,  antik çağlardaki adı  Myndos' dur ve Myndos'un arkasındaki  tepelerde gümüş ocakları olduğu söylenir.

( Türkçe rockın mutfak kısmındaki babası Turgut Berkes'in Myndos diye eski bir şarkısı vardı ..
Lisedeydim , yeni yetmeydim de Myndos neresi bilmeden , şarkıyı  pek bi severdim..)

Çok iddialı olacak belki;  ama bu zamana dek  gördüğüm en güzel günbatımının Gümüşlük'te olduğunu söylemeliyim. Günbatımında  denizin aldığı renkten sebeple beldenin ''Gümüşlük'' adını aldığını düşünmüştüm.
Böyle olsa daha romantik olmaz mıydı ?
Hadi öyle olduğunu varsayalım :)

Buraya adımımı atar atmaz, 1980'leri yaşadığımız hissine  kapıldım.  Evet kesinlikle o ''Nerde o eski
Bodrum? '' ları yaşayacaktım burada. Akşam yemeğinde garsonumuzdan 10 sene daha ileride olduğumuzu öğrenince bir tebessümdür yayıldı.. ''Burası  1970'lerin Bodrum'u. ''


 
 
 
 
 
 


Yıldızların otellere değil de gökyüzüne daha yakıştığına inanıyorsanız, doğru yerdesiniz.
Burada abartılı, , lüks, fazla,  gereğinden çok konforlu hiçbir şey yok.
Geceleyin dalga sesiyle uyumanın verdiği hazzın yerine başka  bir şey koyamıyorsanız hoşgeldiniz Gümüşlük'e.

Diğer seyahatlerinizde zamanı neye göre ayarlarsınız bilmem ; ama burada zamanı günbatımına göre ayarlayacağınız kesin. O kadar güzel ki mübarek, işi gücü bırakıp seyre dalıyorsunuz. Yetmiyor başka alemlere dalıyorsunuz.
Bu toprakların bir parçası olduğunuz için teşekkür ediyorsunuz. Ne bileyim aşka inanmıyorsanız, inanıveriyorsunuz. Kendi gücünüze inanıyorsunuz.
Beklediğiniz, gelmeyeceğine içten içe inandığınız, yine de beklediğiniz  şey ya da  kimse her ne ise , orada , tam da o anda gelecek gibi sanki..
Yalın olan her şeyin, en güzel olduğunu kanıtlar gibi doğa.

Size cici birkaç  öneri. İlki   Limon Gümüşlük..
Elbette güzel bir yer. Ancak beklentimin altında buldum. Sanırım çok fazla şey okumamak gerek bir yerle ilgili.  Belki de tesadüfen girseydim bu mekana daha  fazla sevecektim. Denizden uzakta olmasının da etkisi var elbet bunda. Derya'dan (!) denizden uzaklaşmayalım sevgili okur. Limon Gümüşlük, Gümüşlük yalısına yürüme mesafesinde  ve biraz daha tepede. Yürümemenizi öneririm tabii. Gayet sıcak.
Burada limonçello içebilirsiniz. İtalyan  içeceği limonçellodan farklı olarak
Limon'a has kremalı, limonlu likörlü ,freş bir içecek..
Paçanga böreğini burada  limonlu yiyecek ve tadına doyamayacaksınız.
Kabak çiçeği dolması , benim sağlıklı midye dolmam olur kendileri ..Her durakta olduğu gibi burada da yiyorum.
Adam akıllı bir akşam yemeği yemek istiyorsanız rezervasyonsuz gitmeyin Limon'a.

 
 

...

Gümüşlük yalısında olmayı daha çok sevdiğimi söyleyebilirim. Belediyenin çay bahçesi buradaki önemli bir durağımız. Karşısındaki pasta fırınından pastalar, börekler alıp burada yiyebilirsiniz..Çay bahçesinin içindeki köfteci ise bir hayal kırıklığı, köftenin hasını bilen bir giresunlu için.  Deniz sonrası çay , üstelik böylesi bir çay bahçesinde pek güzel. Tam karşınızdaki Tavşan Adası'na yürüyenleri izleyebilirsiniz. Su seviyesi dizinizi geçmiyor. Adaya çıkış şu an yasak çünkü suyun altında  antik şehir kalıntılarına rastlanmış.Şu an kazılar yapılıyor.  Hatta burada  bir mahkemenin olduğu düşünülüyormuş..Ne sevimli bir mahkeme.

 
 



Gümüşlük'te deniz mavi bayraklı, biraz yosunlu olmasına rağmen. Bodrum'daki denizin genel sorunuymuş meğer. Biraz daha açıklardan yüzmeli. Tavşan adasında yüzebilme şansımız şu an için olmadığından - ki oradan oldukça güzelmiş deniz- olabilecek en yosunsuz yerden halk plajı  civarından denize girilmeli.

Akşamüstü atıştırmaları için Soğan Sarmısak restorana gidelim şimdi de . Burasının ilginizi çekmemesi imkansız. Öyle kendi halinde bir yer. Kışları yurtdışında yaşayan bir anne kız işletiyor. Yemekleri de bu hanımlar pişiriyor. Birkaç masalı Soğan Sarmısak'ın üst katında yaşayan anne kızın adeta evine konuk oluyorsunuz. Ömrümde böyle bir yemek tanıtımı görmedim desem yeridir. Yemeden önce bağrınıza basasınız gelir. Bütün yemekler o bölgenin  zeytinyağıyla pişiyor ve size yemekten önce bu yağı tattırıyorlar. Menü yazımları da çok şirin.. Çocuklar yazmış rengarenk kartonlara.. Bir mezeye GEZİ PARKI bir başka mezeye de   ÇAPULİNG adını veren Soğan Sarmısak gönülleri fethediyor. Soğan böreği ve börülce yemenizi öneririm.  Hesabı içeride ödemenizi de özellikle rica ediyorlar ki mekanı iyice yaşayabilesiniz.



                                         
                                         

                             
                 
                                                 

Club Gümüşlük Lounge gecenin sonundan bir önce için nefis bir öneri :)
Bodrum'daki Cihangir.
Pek sevdim.
Gecenin sonu  elbette kumsalda..İşin sırrı dalgalarda..
Her şeyin sizde gizli olduğu gibi...

...

Gelelim yazının en sonuna ve en sevdiğime :  Özak Pansiyon ve Akustik Sahnesi.
Ruhunuza çok çok iyi gelecek..
Eskiden Miskinler Tekkesi şimdinin Çapulcular Tekkesi olmuş. Burada yayılabilir, biranızı yudumlarken dalga sesleriyle iyiden iyiye gevşeyebilir, dünyanın en şanslı insanını kendiniz ilan edebilirsiniz. Denize dalıp çıkmış, bu şahane tekkede siz kitabınızı okurken ,  çimenliğe puflar diziliyor, gece için  sahne hazırlanıyordur. Bitip tükenmeyen tek ses  dalga sesidir, bir de içinizdeki huzur.  Özak'ın muhteşem barından Myndos adındaki kokteyli barmen Onur'dan mutlaka isteyin, benim için de tadını çıkara çıkara için.. Ege'ye daha çok yakışacağınıza eminim.

Konser sonrası ise Gümüşlük'ün rüzgarına, çimenliğin ortasında yanan barış ateşi iyi gelir.


 
 

                   

 



Ve işte sahneye Yeni Türkü çıkar.
'' Bak işte yaklaşıyor fırtına.. Bak yine yükseliyor dalgalar.. ''

İlk şarkı  '' Başka Türlü Bir Şey'' .. Gümüşlük'e pek yaraşır.
Bana da size de..

Can Baba'nın Can Evi'ne birkaç gün sonra gidecek olmanın sevinciyle dinlerim..
Ve dilerim ''Bir başka yolculuk dalından ineriz''' birlikte yere sevgili okur..
(En azından bir yazı sonra Datça' dayız )


''Denizi ayrı deniz , havası ayrı hava '' bir başka yerde görüşmek umuduyla..

...


Bu yazıyı yazarken ne dinledim ?

                                       

                           






26 Mart 2013 Salı

Derry Ertekino Barselona 2





Sevgili okur,
İyisiniz umarım..
Bu yılki cemreler için kötü yola düşmüş diyorlar.
Gelemedi gitti bahar..
Bekleyecek de değilim.. Elbet gelir..
Kendi baharımı yaşamak elbet benim elimde.
Enerji çalan insanlardan ve ne idüğü belirsiz havadan kaçalım yeter !..
Pencereyi açarım, içime bahar doluyorsa odur !..
Bulutsuzluk Özlemi'nden ''Güneşimden Kaç'' adlı şarkıyı ayrıca öneririm..

...

Yine kemerleri bağlayalım derim.
Gezmelere devam çünkü..
Derry Ertekino Barselona  2 :)
(1.sini okudunuz besbelli  ? :) )

...


Barselona deyince kimimizin aklına spor kulubü gelir  bilirim.
İşte ben de  Ertekin Küçükandonyadis'i siz sevgili Derya'nın B Planı okurları için  Camp Nou'ya gönderdim.
Katalanlardan gerisinin Nou Camp dediği stadın adı Camp Nou .
Dışarıdan oldukça bakımsız ve küçük görünen stat,  Avrupa'nın en büyüğü. 1957 yılında yapılmış ve seyirci kapasitesi bugün 98.772 .
Ertekin'in dikkatini çekenlerden biri stadın içindeki küçük kilisecik. Pek sevdim.
Başka ülkelerden Barselona'da oynayanlar da unutulmamış .. Ekranlardaki ülke bayraklarını tıklıyormuşsunuz, Barselona'da oynamış futbolcu varsa adı sanı dökülüyormuş :)
Stada girmek, bir iki de hatıra fotoğrafı çektireyim diyorsanız en fotomontajlısından, pamuk eller cebe..
Futboldan çok çok anlasam   Camp Nou'ya giriş kuyruğunda ben de yerimi alırdım.
Siz de onlardansanız, Stadı es geçmeyin derim.
Bizim Leftertekin bey pek mutluydu..




 
   (Ertekin'in ''Kıramadım '' diye yayınladığı fotosudur)


FCBarcelona bildiğim kadarıyla lisanslı ürün çeşitliliğiyle de dünyadan 1.sırada.
Aklınıza gelebilecek her şeyin FCBarcelona'lısı var.
Forma almak içinse bir sezon geçmesini bekleyin deriz, nispeten ucuzluyorlarmış.
Normal souvenir (hediyelik eşya) dükkanlarında da FCBarcelona ürünlerinin birkaç türünü uygun fiyatla bulabilirsiniz.
Souvenirciler hintlilerin elinde.
La Ramblas üzerindekiler daha pahalı olur gibi düşündümse de tam tersi oldu.. Pazarlık edin sonsuz enerjinizle ..
Canından bezdirdiğim hintli kardeşlerime sevgilerle..
Ha unutmadan , havaalanındaki son dakika souvenirlerine  de saldırın.. Beklenmeyecek  bi şekilde normal fiyatlar..
Daha da elin memleketine fazla para bırakmaya gerek yok.. Her şey var memlekette çok şükür..
Özel zevkiniz neyse, kitapçı gezmektir, parti malzemesi satan dükkanlardır, konsept mağazalardır onlara bakın tabii. (Benim özel zevkler belli oldu zaar )

...


''Yediğin içtiğin senin olsun , gördüklerini anlat '' diyen sevgili okurum, buradan sonra senin için ne yaparım bilemedim.  Yediğim içtiğime geldi sıra .
Gitme n'olur gitme.. :)

Barselona'nın meşhurları '' Tapas ve paella ''
Tepe tepe tapas yemekten paellaya sıra gelmedi, ancak tapasın hakkını verdik.
Paella deniz ürünleri içeren pilav diye açıklanabilir.
Rastgele bir tapascıya gitmedik biz. Ayça ve İhsan sağolsunlar bizi kendi tapascılarına götürdüler.
Barcelonata 'da (Küçük Barselona)  '' La Bombeta '' (kelime anlamı bombacıklar)  adındaki tapasçıda bombaları götürüp , minik su bardağındaki şarapları içerken kendimizi kaybetmişiz..
Ancak buradaki tapaslar bildiğimiz tapaslardan değil..
Benim buradaki favorim ''pimientos de padron'' ve yine fotoğrafta göreceğiniz patatesli sarımsaklı bombalar.
Pimientos de padron minik tatlı biberlerin tuzla ovulup ,  yağda kızartılmasıyla  oluşuyor.
Biber sevmeyen biriyimdir normalde, bu da kayıtlara geçsin efendim.
La Bombeta'da şu yazılı '' İngilizce Konuşmuyoruz Ama Felaket Bombas Yapıyoruz.''





Ayça ve İhsan anlatmadan bilmiyorduk elbet. Sanıyordum ki tapas, sadece ekmek üstüne konulmuş çeşitli et ve et ürünlerinin şişe batırılmasıyla oluşmuş bir yiyecektir.
Yaygın olarak tapas böyle bilinir.   Aslında bu tapaslar '' Pinchos / Pinxos (şiş, kürdan anlamında) ''  adıyla anılır  ve bask türü tapas olarak geçiyormuş. İnce bir dilim ekmeğin üzerine konan salam ,sosis, ton balığı vs.nin şişe geçirilmesiyle oluşuyor.
Barselona'da sarımsağı sevmelisiniz, yoksa aç kalmanız kaçınılmaz.
Çok çeşitli pinchoslar var. Yine Ayça & İhsan şansımızı kullanıyoruz :) Önerileri dinliyoruz.
Tabağınıza pinchosları dolduruyorsunuz, gidip masanızda yiyorsunuz. Kimse  kaç tane pinchosu  tabağınıza doldurduğunuzun çetelesini tutmuyor.  Masaların üzerinde metal bir bardakçık var. Kürdanları oraya atıyorsunuz. Hesabı istediğinizde, garson gelip kürdanları sayıyor. Şimdiiii,  eminim herkes aynı şeyi düşündü.. (Türk olmayan sevgili  okurum, sözüm sana değil )
'' E atarlar kürdanları, çantalarına koyarlar. Bu nasıl iş ? '' dediğimizde Ayça  '' Bunu yaparlarsa , bu kadar güzel tapas yiyemeyeceklerini bilirler. '' dedi..İşte medeniyet.. İşte hukuk.. İşte yaptırım !..

Pinchoslara kandığımız yer de Bilbao Berria. Burası da Plaça Nova'da.

...

Tatlı olarak ''Catalan Creme '' denenebilir. Creme Brulee'nin amca çocuğu..
Sevdim katalan kremi ; fakat kazandibini elbette yeğlerim..
Hımm ne derler ''Bi kazandibi değil.'' :)


Gel gelelim içki mevzuuna.
Sangria buranın meşhuuur şarabı. Gazozlu şarap etkisi..İçinde elbette gazoz yok. Portakal, greyfurt, limon suyu, şekerli içeriği bu hissi yaratıyor. İçkide şekeri pek tercih etmediğimden, sangriayı da denemekle kalıyorum.
Yeni başlayanlar için içki kursu olsa birinci kuru sangriayla verebilirsiniz..
İçimi oldukça rahat. Ne diyeyim iyi has :)

Türkiye'deki irish pub azlığından olsa gerek , biz de bulduğumuz bütün publara girdik.. Bira çeşitliliği şahane.. Bir kirazlı bira içtim ki tadı damağımda..
Cadılar bayramı zamanı orada olduğumuz için publar da ayrıca pek süslüydü..




...

En meşhur caddeyi en sona bıraktım :)
Las Ramblas !..
Katalunya Meydanı'ndan Cristoph Colomb  heykelinin olduğu ve sonunda da marinaya bağlanan cadde . Yine Ayça & İhsan'dan öğreniyoruz ki her semtin bir ramblası varmış. Arapça bir sözcükmüş hatta rambla.. Anlamı nehir yatağı..
Geniş bir kaldırım düşünün ve sağından solundan araba yolu. Rambla işte budur. En bilindik rambla da bu rambla.
Barselona'da bir gününüzü buranın altını üstüne getirmeye ayırın.. Ertekin Camp Nou'dayken ben tek başıma bunu yaptım.. Minik kafeler, dükkanlar, minik eskiciler hepsi sürpriz gibi çıkacak karşınıza. Hatta ara sokaklardan meydanlara bağlanacaksınız umulmadık şekilde..
Barselona'nın marinasını turlayın sonra.. Ülkemizdeki marinamsıları unutun..







...

Las Rambla üzerindeki La Bouqeria adlı pazar mutlaka uğranacak yerlerden. Burası Avrupa'nın en büyük gıda pazarlarından biri.
Denizden ne çıkmış, olduğu gibi tezgaha konmuş. İstiridyelerin ağzı iple bağlı .. Ne alaka diyorsunuz , bağlanmasalar açılıp kapanırlar çünkü diyorlar. Birçok kabuklu deniz hayvanı tezgahta dans ediyor zaten.
Benim gibi  deniz ürünü tutkunuysanız, önce gözünüzü bir doyurun burada.. Sonra akşam Ayça'nın ellerinden afiyetle yiyin..
Doğma büyüme giresunluyum, denize doğduk neredeyse :) ama böyle ziyafet  görmedim..
''Derya kuzusu bunlaaar '' diye bağırasım geldi..
Bu harika pazarda dikkati çeken birşey daha varsa o da balıkçıların genelde kadın oluşları.
Balık böcek ne varsa yedik..Elbet rakımızı içtik.. Katalanın bir rakısı yok bak .. Ayıp onca balığa böceğe..
Neyse ki ve illa ki Ayça & İhsan'da var :)
Bizim kadar şanslı değilseniz - Ayçalarda kalmasak nerede yiyecektik bu pazarın şahanelerini?- buyrun meyve suyuna.. Aklınıza gelecek bütün meyvelerin çeşitli karışımlarla suyu hazırlanmış. Çok yoğun sulardan içmeyin derim.. Hindistan cevizli sarı bir şey içtim ve o tadı (!) nerede olsa tanırım  galiba..





...

Las Ramblas 'dan marinaya doğru ilerlerken sağ tarafta 83 numarada Antigua Casa Figueres adlı binayı göreceksiniz. Burası 1902'de yapılmış . Katalanın elinde olduğundan başına halen bir iş gelmemiş..Şu anda Escriba adlı pastane burada hizmet vermekte. Pastanenin vitrininde çok çok eski kurabiye ve çikolata kalıpları sergileniyor. Kocaman bir alkış Las Ramblas No: 83 'e :)



...

Barselona'nın gecesi bir başka alem.
Akşam yemeklerini geç yediklerinden mekanların dolması 02.00'yi buluyor.
Sabahın ilk ışıklarıyla bindiğimiz metroda eğlenceden dönenlerle metro,  iş çıkışı kalabalığındaydı..
Mekan bilmediğimizden , kalabalığı takip edelim dedik. Düşündük ki bizim Asmalı'da ya da Tünel'de olduğu gibi belirli yerlerde bir yoğunluk vardır. Eğlence sokaklardan taşıyor oysa .
Akışına bırakın!..
Kafamıza taktığımız birçok şey gibi..

 
   Katalunya Meydanı
...

Eğlenceye ve keyfe düşkünlükleri, aykırılıkları, coşkuları , gerçek bir akdenizli oldukları için kendimi katalan ilan ettim. Yaygın bir katalan kadın ismiymiş Montserrat.  Bu hem bir dağ adı, hem de dünyaca ünlü katalan soprano Montserrat Caballe adlı bacıma da isim olmuş..
Bundan sonra bana da Montserrat densin..

Montserrat'ın B Planı !..

...

Gezmeler ve yeni keşifler hayatınızdan hiiiç eksik olmasın.
Yeni tatlar , güzel kokular, ışıklar da..

Ayça & İhsan'a özel teşekkür..
Ne desek eksik kalacak .. Sizi seviyoruz!..
....

Uçağımızın kalkmasına 2- 2,5 saat vardı..
Serindi , güneşliydi..
Denizde kimsecikler yoktu..
Girer miydik giremez miydik?
Deniz kenarına iner bakardık.
Dar vakitti , önemli değildi..
Gittik baktık..Eve koştuk, mayoları giydik..
Çocuklar gibi şendik..
Paçalarım ıslaktı hava alanına girdiğimizde..
Kurudu !..
 :)

...

Bu yazıyı  yazarken ne dinledim ?