Zeytinyağlı biber dolması yaparken yarım kilo pirince ne kadar soğan doğranır ? *
Çimen lekesi neyle çıkar?
Tülleri ütüleyelim mi ütülemeyelim mi ?
Margarin masum mu ?
Yumurta , kolesterol terör örgütünün en azılı üyesi mi ?
Klozetimizin içine sızmış gizli ajanlar mikropları , neyle öldürebiliriz?
Beyaz ekmek mi tam buğday ekmeği mi ?
Pastörize süt mü sütçü teyzenin sütü mü ?
Hangi sıklıkla duş alalım?
Beyazlarla renklileri bir yıkayalım mı ?
Don ütülenir mi ?
...
Tarkan'ın bir şarkısı vardı ''Ona sor.. ona sor... ona sor..''
Sen de aklına ne gelirse, tereddüte düşmüşsen , bir bilene değil de ''Ona sor.. ona sor.. ona sor.. ''
Kaç çocuk yapalım ?
Adını ne koyalım ?
Çocuk kaç yaşında okula gitsin?
Hangi sınavlara girsin ?
Büyüyünce ne olsun ?
''Ona sor .. ona sor .. ona sor.. ''
Taksiciyle ne konuşalım ? (Bilmeyenler için ..Ona da el atmış .. Bildiğiniz gibi değil )
Saati sorarlarsa ne diyelim ? (Yakındır)
Rakıya buz koyalım mı koyamayalım mı ? (Bunu da bilir o )
Pişmiş aşa su katalım mı?
Sevenle oyun olur mu ?
Ona sor .. Ona sor.. Ona sor..
...
Akacak kan damarda durur mu ?
''Bu fırtına durulur mu ? Benden adam olur mu ? Korkarım aşka zararım dokunur mu? ''
''Ona sor.. Ona sor.. Ona sor... ''
...
'' Gülemiyorsun ya..
Gülmek , bir halk gülüyorsa gülmektir. '' demiş ya şair , benimki epeydir o hesap.
Sevgilerle !..
*Aşkolsun (Devekuşu Kabare - alakasız ama cuk oturmuş bir replik )
Yazın bitimine , sandalet ve şortla vedalaşmaya, denizden uzaklaşmaya rağmen ...
Hele de benim gibi , yağmurla çalışan bir makine gibiyseniz , vakit, sizin vakitleriniz.
Blogdaki hemen hemen bütün yazılara en az iki damla inmiştir gökyüzünden :)
Bir yanaşmayagörsün bulutlar birbirine, esin perisi konar Derya kulunuzun penceresine.
Mutlu sonbaharlar! :)
...
Bir güzelliğin de müjdesini vermek isterim. Artık android işletim sistemli tablet ve cep telefonlarınızdan ''Derya'nın B Planı'' nı uygulama olarak indirebileceksiniz.
Çok yakında da Apple Store' dayız..
Bildiğiniz gibi değil ekranlardan taşıyor, sınırları aşıyoruz..
Elbet benim becerebileceğim gibi bir iş değil..
Can arkadaşlarım Cansın, Dilay, Kağan ve Cem'in ince düşüncesi ve bilgisayar ve grafik dehası arkadaşımız Ahmet Korkmaz'ın emeği.
Bunu da belirttikten hemen sonra Derya'nın B Planı'nın geniş koltuklarına kurulalım sevgili okur.
Başlıyoruz zira...
...
Yıllar önce Ece Temelkuran'ın bir yazısında geçiyordu ''Kuş Kadınlar ''.
'' Yakalanamaz, durdurulamaz, kendilerine bile ait olamaz '' kuş kadınlar.
Hep zihnimin bir yerindedir bu yazı. Biraz özgür ruhumdan, biraz sarı kanarya oluşumdan :) ve esaslı bir ciddik kuşu oluşumdan ötürü.
Kuş kadınlardan söz açmak boynumun borcudur, gagamın sözüdür, kanadımın tüyüdür :)
...
Bir kitap olsa kuş kadınlar, illa ki Can Yayınları 'ndan çıkmıştır diye düşünürüm. Yabancı ve pek de tanınmayan yazar tarafından yazılmıştır.
Çok çok da iki sayfasını okursunuz. Bu kitapları almaya sizi iten tek şey adındaki çekiciliktir. Kitap deyip geçmeyin ki en önemli şeylerden biri hayatta. ( Tanrı kitapçısız memlekete düşürmesin. )
Bir cesaretsizlik hali sanki , bakar durursunuz kitaplıkta bile kapladığı yerin haşmetine.
Okusanız sarsabilir ya , okumazsınız.
Tekrar gelmeyi, daha ilk ziyaretinizde kafanıza koyduğunuz bir sayfiye yeri gibidir kuş kadınlar.
Kışın, şehrin kargaşasında boğuluyorken gelir ''orası '' en çok da aklınıza.
Birkaç gündür , birkaç mehtaplı gecedir, üç beş günbatımıdır ''oradan '' payınıza düşen.
Bir daha gitmezsiniz.
Gitseniz ne olacaktır?
Gidersiniz , dönersiniz.
Orası sizin hiiiiç olmaz işte.
Bilmediğiniz bir dildeki şarkı gibidir kuş kadınlar.
Birkaç kelimesini mırıldanın şarkının, erişemezsiniz cümlesine.
Sizin türkünüz değildir ki , sizin olsun hikayesi.
Komşudan aldığınız çiçeğin yaprağı gibidir kuş kadınlar.
Sizin saksınızda da açıp çiçekleneceğini sanırsınız. Açmazlar.
Pembe yeşilleri, alları gülleri en çok kendilerinedir. Ah bilmezler başka eller onları renklendirmeyi..
Bilseler.. Ah bilseler...
Ahmet Kaya şarkısı gibidir kuş kadınlar, kimselerin söylemeye cesaret edemediği..
Herkesin elbet söyleyebileceği ; fakat her seste can bulamayan bir şarkı.. Gönülden ses vermek o kadar mı zordur?
İşte kitaptır, şarkıdır, bir yerdir , öyledir böyledir de , bu kadınlar vardır gerçekte.
''Yakalanamaz, durdurulamaz, kendilerine bile ait olamazlar '' *
Okuması , söylemesi, kalınması elbet mümkündür.
Ah bilmezler...
Bilmezler kuş kadınların telaşını, coşkusunu , umudunu hatta kederini.
Kanadındaki renkleri görmezler de uçtu gitti derler..
Uçar giderler elbet.
Gökyüzü onlarındır!..
Hikaye şöyle başladı.. Kardeşten öte Seher' in, bilgisayarındaki harf eksikliği.
Geçtiğimiz günlerden birinde, Seher 'in bilgisayarında birşeyler yazmam gerekti. Fakat ''U'' harfi yok klavyede..
''O'' harfi olsa , ''O şimdi asker '' gibisinden berbat bir espriye giriş yapmak üzereyim. Farkındayım.
Lakin bizim memleketin dilinden sebep (Bakın memleketi bile diyemedim) , ''U şimdi asker'' deyip , vaziyeti hemen toparladım. En azından yaratıcı.:)
Önce epey bir kafa patlattım. Harfi çabalasan sökemezsin gibisinden .
Sonra dedim boşver, yazmana bak.
Metindeki kelimeleri ''U'' olmadan seçmeye gayret ederek yazmaya başladım. Eş anlamlıları yazdım, yoksa yarattım. ''Umut'' diyemedim de ''ümit '' dedim. Bana kalsa ümit başka, umut başka ya..
''Uzun'' diyeceğim, kısanın tersi dedim.
Zamanı bile ayarlayamadım gönlümce . Şimdiki zamanlı , birinci tekil şahıs olamadım misal. Di'li geçmişlerde yaşadım. Bir ''U'' harfinin narına , geçmişte takılı kaldım. (Yoksa hiç tercih etmem !!! )
Geleceği de yaşadım da pek şükür, olmadı be !
Şimdi gibi olmadı.
Umut yok, uyku yok, uğur yok. Su yok.
Unutmak yok .. Unutmak gerekiyor. Hem de çok gerekiyor.
Yağmur yağmıyor. Mektup gelmiyor.
Bazen gerekiyor ya hayattta U dönüşü, o da mümkün olamadı.
'' Çok şükür '' dedim. ''Yakınlarımın adında U yok'' .
Turgut Uyar şiirleri . Uğur Mumcu yazıları.
Onlar da yok..
''Utandım.'' Yok ''utanma '' da yok.
''Usul usul '' seveyim dedim birini, o da yok. Paldır küldür olacakmış .
İstanbul'dan da gitmeliymişim. Giresun'a da gidemedim haliyle . Aa! Bodrum da olmadı. (Bodrum'a gidemez oldum.Yıldızlar şahidim. Yıldızlar uzak , anlatmak zor.)
Apar topar Antalya'ya yerleştim.
Antalya sıcak.. Sıcak mümkün . Amman ''soğuk'' olmasın.
Bu kadar dertle, deniz kenarına zor attım kendimi.
Ufka dalamadım, kıyıda kaldım.
Bereket, sevdiğim adamın adında U yok.
Artık ona sevinir haldeyim.
Bir ''U'' nun yaptığına baktım da, hayatımdan çıkan insanlar geldiler aklıma..
Kiminin ''U'' kadar gereği yok dedim.
Kiminin de yeri dolmadı dedim.
''Mutlu muydum? ''
Soramadım kendime..
Olmak istedim ama.. Senin gibi , bizim gibi..
...
Böyle gider ya hikaye ..
Baktım da şimdi..
En çok ''umut''a üzülürdüm galiba ''u'' olmayaydı .
Bir de şimdiki zamanda , birinci tekil şahıs olamamaya..
''Unutmaya '' izin yok ya.. Öyle nasıl yaşardım bilemedim.
...
Sonra ...
Geldim evime..Açtım kendi bilgisayarımı..
Yazdım kapattım.
Anneme, babama, kardeşime, teyzeme, yengeme, amcama, Erdal'ın bebekliğine, Esra'ya, Aylin'e, Derya abime..
İlle de ille Otto'ya , Seher'e , Rabia'ya...
Paşa babama..
O'na..
Ayşegül'e, Selin'e, Kağan'a, Şükrü'ye,Buket'e, Zafer'e ..
Şimdi, o zamanki beni yaşayan Sevingül'e...
...
Birazdan okuyacaklarınız ;
Evinden uzaklarda bir yerlerde okuyan tüm çocuklara ve onların annelerine...
Çoğunlukla gizli duygusal olan babalarına..
Anneden hallice olamayan teyzelerine (1/2 anne:) ) ...
Kurulan hayallere, tutma ihtimallerine...
Ardında bırakılan sevgiliye...
Sevgili sandığına...
Başını yastığa koyanda aklına düşene...
Giderken Murathan Mungan'ın ''Yaz Geçer''inin altını çizip de bıraktığım zat-ı muhtereme !!!
Birlikte büyüdüğün çocukluk arkadaşlarına...
Çocukluğuna...
Aslında senin hiiiiç de büyümeyişine...
Şehrin otogarını , sana unutamayacağın bir veda için dolduranlara...
Otogarın hemen dışından el sallayanlara...
Pankart açanlara (Seher sözüm sana... )
(''Muhteşem cemaatime'')
Sana inanan herkese..
Ama daha çok da inanmayanlara ...
Sahildeki o banka...
(O sahili senden söküp alan zihniyete ayrıca burdan sevgiler !!!!!)
Geçip giden yıllara...
Yıllar geçtikçe değişeceğine inandıklarına...
Yerinde duranlara...
Seni, sen yapanlara
gelsin..
...
Daha da uzar ya liste..
Neyse..
Biliyor musun sevgili okurum bu şarkıyı yazma sebeplerimden en önemlisi eylül ayında bir pazar akşamı , üniversitedeki en yakın arkadaşım Esra'nın evinden ayrılıp da kendi evime gitmek üzere Bakırköy Deniz Otobüslerine doğru ilerlerken, bir dükkandan yükselen ''İstanbul'da Sonbahar '' şarkısı olabilir.
Bu şarkı gözlerden iki damla yaşı süzmüş olabilir..
Durup düşündürmüş olabilir..
Bir duygu selidir , Marmara'ya karışmış olabilir.
Esra'ya dönüp '' Bu şarkı, Bakırköy, eyy gidi...'' denilmiş olabilir.
Esra'ya ,yol arkadaşlığına, ailem olmuş ailesine bin selam....
...
Bu hikayede kimler var?
Benim hikayemdeki ''muhteşem cemaatim '' ..
Evimizi dolduranlar, otogardan taşanlar, programa telefonla katılanlar..
Küçük bir şehrin büyük insanları..
Fındıkkale Turizm'in sayın yolcuları..
Susamsız Simit Nedir Bilenler Derneği Üyeleri
Bıraktıklarım karşıladıklarım..
Ağlarken kahkahayla gülebilenler. (Rabia burdan senden bahsediliyor)
Valizlerdeki boşluklara dünyaları doldurabilenler .
''Molalarda ara''
''Varınca ara''
''Sen çaldır , ben ararım''
Arayan onlar, soran onlar.
Çoktular, çoklar.
Hepimizin hayatında varlar..
İstanbul'da, Samsun'da (Seliiiin ) elma armut yokmuş gibi bavullara tıkıştıran onlar.
Senenin belli zamanları sırf el sallamak için, sana sıkıca sarılmak için sana koşanlar onlar..
Vardığında İstanbul'a , telefonun ucuna düşen onlar..
...
Biliyor musunuz ancak geçiyor..
''Ne oralı ne buralı'' olma hali ancak geçiyor.
Seneler geçiyor, o his zor geçiyor..
Bir bayram tatili bakmışsın da memlekete değil de başka bir ülkeye gitmeye hazırlanıyorsun ..
O zaman fark ediyorsun.
Bir saat bile olsa caddesinde dolanmak için kuş olmayı tanrıdan ciddi ciddi dilediğin zamanlar geride kalmış.
Yine de söyleniyorsun kendine : Şu an bir Fındıkkale Otobüs Şirketi muhabbetinin içinde olsam kavgalı gürültülü tarafından..Benim koltuk başkasına satılmış olsa dert etmesem.. Yanımdaki kadın şişman olsa ses etmesem. Kadın soru üstüne soru sorsa cevap versem. Hostesten su istesem getirmese. Terme Soğancılar Tesisleri iyi yolculuklar dilese..Sersem sepelek Gireson'a insem.. ''Bi daa bu Fındıkkale'ye binersem !!!...'' ... Çok güzel şey biliyor musun sevgili okur Giresun'da büyümek.. Her gittiğinde Giresun'a, sanki orası dev bir kumpanyaymış da sen de sahne alacakmışsın gibi hissetmek. İstanbul'da her yokuşun sonunu denize iner zannetmek de ..Deniz çocuğu olduğunu anımsatır insana.. Ondan güzel. Otobüste, vapurda , sokakta gördüğün yabancıları Giresun'dan birilerine benzetmek.. Ah burda olsalar.. ''Çok güzel hala İstanbul'da sonbahar '' Ondan sebep dokunuyor her sonbahar İstanbul'da.. Nereye gideceğini bilemediğin günlere selam ediyorsun. Sonbaharı hüzne yakıştıran , bir gurbetlik öğrenci olsa gerek... ... Giresun Lisesi'nin efsanevi biyoloji öğretmeni Halit Konar şöyle motive ederdi öğrenciyi ÖSS'ye : '' Ortaköy'de buz gibi biranı yudumlamak için 5 biyoloji sorusu daha çözeceksin. Kadıköy İskelesi'nde Haydarpaşa Garı'na karşı çay için de .. ''
Hepsi içildi hocam. Şimdi o günlere geri dönmek için, bildiğimizi unutsak olur mu ?
Efendim merhabalar,
Yazamıyorum da yazamıyorum..
Sanırım ilham böcüklerinin yumurtlama dönemi de bizim ellere uğramıyorlar.
Bu böcükler mevsimlik işçi de olabilirler..
Ne bileyim kış için reçel, domates rendesi hazırlığında falan olabilirler. Epey meşgul olacaklar ki beni geçip gittiler..
Uyrukları türkse hele böcüklerin , kesin Taksim Meydanın'da eylemde olmalılar. Zira memleketimde her güne protesto edecek bir şey var. E böcek benim böceğim elbet muhalif olacak.
Muhalif olmaya da gerek yok ya gelinen noktada, akıl baliğ olmak kafi.
...
Yazı uğurlamak üzereyiz.
Benim için en zor zaman.
''Kışa girmeye niyeti olmayan hatun kişi'' . Benim işte o.
Sandaletlerimi, şortumu çıkarmaya niyetim yok, hırkaları görmeye de tahammülüm.
Yaz güzeldir, iyi gelir.
...
Giresun'da evin dışında herhangi bir yerde olmak için ''Kapıda olmak'' deyimi kullanılır.
Havanın kararması için de ''Kapı akşam oldu'' denir.
Yazın kapı akşam olsun olmasın herkes kapıdadır ..:)
Severim bu hali. Sizin de sevdiğinize eminim sevgili okur.
...
Sonra bir de rüzgar meselesi var.
Yazın kıymetini bildiğimiz, yolunu gözlediğimiz bir rüzgar var artık..
Gelişi, hayatımızdaki kimi insanlara benzeyen bir rüzgar.
Özlediğin , beklediğin, rastlamak istediğin , gülümseten ..
Eski sevgiliye benzeyen rüzgarımız da mevcut sevgili okur. Eksik kalmasın aman!..
Hani bazen kumu tozu kaldırır da rüzgar yerden , gözlerinin içine kadar dolar ya, hah işte ondan.
Sayısı olur mu rüzgarın, bu yazıda var olabilecek gibi bir rüzgar.
Su gibi bir rüzgar.
''Oh bee '' bir rüzgar.
Sevdiğinin saçlarını havalandırıp , kokusunu sana sunan bir rüzgar.
Rengi olabilecek bir rüzgar.
Kimi şarkılar da kendinden rüzgarlı.
Fuat Saka'nın şarkıları üşütecek cinsten, hem de hepsi.
Yeni Türkü'nün çoğu şarkıları rüzgarlı.
''Açelya'' şarkısı ''Balkonun kapısını kapat'' tadında rüzgarlı.
''Başka Türlü Bir Şey '' kolunu kanadını açtığın, kendini bıraktığın, beklediğin kadar rüzgarlı.
''Gurbete Kaçacağım'' ın rüzgarı savurabilir, savurmalıdır da.
''İstersen Hiç Başlamasın '' daki rüzgar , ''Hadi içeri geçelim, üşüdüm'' bir rüzgar.
Ne de olsa ''Bu hikaye eksik kalsın '' demek zamanı..
Gündoğarken şarkılarında , omzuna bir şal alsan yeter.
...
Neler konuşacaktık nerelere geldik?
Kapıldık bir rüzgara..
Bu rüzgarın rengi olsa ne olurdu ?
Pembe- yeşil ? Mavi mor?
Nereden eserse mi?
Ne renk olması sizin elinizde..
...
Üç gün buralarda yokum.
Bozcaada'ya gidiyorum.
Öyle bir esiverdi.. :)
Renklerle döneceğime eminim..
Şimdiden çektim fotoğrafları, söyledim şarkıları..
Az kaldı paylaşmaya..
Bu satırları da size, yol arkadaşlarım Buket ve Aylin'le yol boyu dinleyeceğimiz şarkıları hazırlarken yazdım..
Sevgili okur,
İşte ilk klibim ..Yukarıda.
Görmediniz mi?
:((
Hani şu magazin programlarındaki ''Falanca ünlü evlendi.'' haberleri gibi oldu sanki.
Bir bakıyorsunuz ki , falanca ünlü aslında ev satın almış.. O hesap..
Benim klip de , bugün gelen papatyalarımı vazoya koyarken , bir taneciğinin başı öne eğilince çıkıverdi.
Pek sevdiğim bir Ezginin Günlüğü şarkısıdır. Sözleri sadece bu kadarcık.
E daha ne olsun?!..
Klibimizin sanat yönetmeni Ciddik Kuşu . Kostüm sorumlusu sevgili arkadaşım Aylin. Ve kullandığımız stüdyo Instagram :) Türk müzik tarihinin ilk fotoklibiiii..
Yalnız şarkının bi kısmını papatyacığım kapatıvermiş.. Montajda atarız dedik , olmadı..
Hay bin yaprak!..
...
Şu klip hikayesine fazlaca kaptırıverdim.
Dönelim konumuza..
Ben mesela gülü sevmem.
Gül de bana bayılmaz.
Papatyayı pek severim.
O da bana karşı boş değildir.
Gül sanki zorlamadır.
Papatya samimidir, yakındır. ( ''Candır'' demem korkma sevgili okur )
''Gülün ömrü az olur.''
Sanki papatyanın çoktur.
Gülden fal bakılmaz
Papatyadan bakılır.
''Sevmiyor'' çıkıyorsa , yine bakılır
Gülden o da olmaz.
Gülden Karaböcektir
Papatya değildir
Gül, gülerim
Papatya , daha çok gülerim
Ben papatyayı severim.
O kadar !..
...
''Yedi kat yerin altından örgütlenip
Takılıverdim
Saçının arasına !.. ''
...
Bu yazıyı yazarken ne dinledim?
Not: Şu dünyada seçtiğim ilk arkadaşım olan Aylin'e , papatyalarım ve pek çok şey için :) teşekkür ederim :)
Mazhar Fuat Özkan'ı sevmeyen yoktur herhalde. Pek sever benim sevgili okurlarım da, tahmin ederim.
Bu güzel müzik grubu , tıpkı patatese benzer.
Patatesi de herkes sever.
Et yemeklerindeki patatesi , en sona saklayıp yutanlar bu yazıya...
:)
...
Bizim nesil MFÖ'yü ''Mecburen'' ve ''Ali Desidero'' ile tanır. Ardından ''Diday diday'' sevilir, ''Vak the rock'' pek eğlendirir. Henüz '' Majörler tükenmemiştir ki , minörlere yolculuk '' olsun. Kimselere ''vitaminler , moraller '' de vermemişizdir. İşte öylesi bi zamandayız.
...
Siz en çok hangi harfini seversiniz bilmem; ama ben F'sini :) sevmezdim. Ancak Fuat adını da çok severdim. Bu adın da çocuk aklıyla çok sevilecek bi tarafı yok aslında. Kesin, türkçedeki ''İki ünlü harf yan yana gelmez kuralı'' ihlal edildiği için sevmişimdir.
Ö benim favorimdir :) M de eğlencelidir de , Ö'cüğüm bir başkadır. Vakıflardan emekli gibi duran F'nin orada ne işi vardır, isyanım bunadır. Fuat adını seviyorum diye de Özkan'ın adı hep Fuat'mış gibi düşünürdüm..
Oysa ''Bıraksam kendimi , şöyle ohh ne rahat... Bu da geçer, yaşamana bak.''
...
Meşhur ve klas bir medeni hukuk profesörüdür Turgut Öz. Kendisinde asla Turgut tipi yoktur. ''Turgut tipi nasıl olur?'' derseniz , buna verecek cevabım da yoktur. Bizim hoca olsa olsa bir ''Haldun'' olabilir. Hatta hakiki Haldun, Turgut hoca kadar Haldun olamaz.
...
Geçenlerde bir gece TRT Müzik'i dinliyorum. İstek şarkıların klipleri dönüyor ekranda. Sağ üst köşede İrem B. / İstanbul yazıyor. Emel Müftüoğlu / Faka Bastın'ı söylüyor.
Hayır bu da olamaz!..
Benim tanıdığım (!) İrem B. , aynı albümde ''Kal Benimle '' varken, '' Faka Bastın'' ı istemez.
Kaldı ki İrem B. , onca şarkının arasında ... Neyse.
...
4 Mayıs Cuma. Yer, Levent metrosu, çarşı çıkışı. Orta yaşlarına yakın, açık mavi-beyaz çizgili tişörtlü bir adam telefonda konuştuğuna anlatıyor. Her şey oldukça gerçek. Adam diyor ki ''Bendeki kan grubu görülmemiş, bilinmemiş bir grupmuş. Doktor bana dedi ki , öyle herkese verip ziyan etme kanını.''
Kafam yattı ..
Olabilir.. Valla olabilir..
...
Bu yazıyı yazarken ne dinledim?
2.şarkı İrem B.'ye gelsin.
''Sevgili Sevil Nihan merhaba, Bilmiyorum sana bu vesileyle başka ulaşanlar oldu mu? O da benim için ayrı bir merak konusu.. Tabii önce senin merakını giderelim, sana ne vesileyle ulaştım? Ben oldu bitti edebiyat meraklısı biriyim. Yazarım çizerim..Yaparım birşeyler.. Biz lisedeyken ''edebiyat öğretmeni'' kavramının sözlük karşılığı bir öğretmenimiz vardı. Adı Ali Naci Saydam ..Giresun Lisesi edebiyat öğretmeni. Her pazartesi Nazım'dan Can Yücel'den Ataol Behramoğlu'ndan falan şahane şiirlerle başlardık haftaya.. Nefis bir başlangıç düşünsene.. Bakıyorum da en çok o zamanları özlüyorum Sevil. Neyse... Bir gün seni getirdi Ali Naci Hoca , ''Adı Tutiya'' ile.. Aradan 11 sene geçti.. Ben o ara bu şiiri kıymet verdiğim birçok kişiyle paylaştım. Kimi dizeleri de aklımda kaldı yıllarca. Üniversite okumaya İstanbul'a geldim. 4 ev değiştirdim , o şiir benle hep bir yerlere taşındı.. Bugün de başka bir şey ararken , bir kutunun içinde o günkü el yazımla buluverdim seni, Tutiya'yı. Ayrıntıları hiiiç atlamam. İyi ki yazmışım altına. ''Sevil Nihan Usta. 733. Bulancak Cumhuriyet İlköğretim Okulu''. Sınıfını yazmamışım bir tek. Hemen bilgisayarı açtım.. Şimdi... Dedim eminim Sevil Nihan Usta bir yerlerde güzel birşeyler yapıyordur. Gözünü seveyim teknolojinin.. Al işte!.. Tam da mesleğini bulmuşsun.. Üstelik güzelim memleketimizde görev yapmaktasın google hazretleri beni yanıltmıyorsa. Çok çok sevindim.. Epey gecikmiş bir teşekkür etmek istedim sana..
Senden şimdi bir rica:) Hadi bana Tutiya'yı anlat. Ve o zaman kaç yaşındaydın? Neler oldu? ... ''
Adeta mektuplaştık bugün Sevil'le. Kendisi 19 Mayıs Üniversitesi Psikolojik ve Rehberlik Danışmanlık Bölümü mezunu. Şimdi Şebinkarahisar'da bir ilköğretim okulunda çalışıyor. Orada nice hayatlara dokunuyor, onları onariyor.
''Bir harmanım bu akşam''. Sevil de öyle..
Şiirini ona gönderdim. Kendindeki kayda ulaşamıyormuş. Hayat sürprizlerle dolu.
Sevil bu şiiri fındık zamanı, 14 yaşındayken yazmış. Tutiya'ya da okumuş.
Sevil'le görüşmek üzere sözleştik. Eski- yeni arkadaşız biz Sevil'le. Birbirimizin henüz sesini duymadık. Sözcüklerle ağladık.
Ona buradan, bloğumdan bahsettim. Bir şeyler yazmasını istedim. Noktasına virgülüne dokunmadan aktarıyorum.
Sevgiler sevgili okur.
...
''Bu gün belki de benim için bir dönüm noktasıydı. Bir zamanlar kelimeleri hoyratça savurup belki de kendimin bile inceliklerini anlayamadığım yazılar, şiirler yazarken şu an iki kelimeyle bile kendimi yazılara dökemediğimi fark ettim ya da dökmediğimi…Kaçtığımı, korktuğumu duygularımı düşüncesizce ifade etmekten…Ama bugün yaşadığım bir olay bende bir şeyleri değiştirdi, değişmesi gerektiğini hatırlattı. Yıllar önce çocukluğumun saf duygularını kullanarak yazdığım aslında bilinçsizce ülkemizde kadına verilen, verilemeyen değeri yalın cümleciklerle, kelimelerle anlattığım bir şiiri senelerce saklayan tanımadığım birinin bana ulaşması, işte bu değişimin, kararın kaynağı…Bir nevi bu günün perisi..Şiir mi? Tutiya adı…Tütiya mı? Kara, dolgun gözlü, çocuk Tütiya, ana Tutiya…Hikayesi aslında bir o kadar kısa, yüreğine bakınca Tütiya’nın bir o kadar uzun…Çocukluğumdan kalan hayal meyal parçalarla Tutiya şiirimin konusu, kadının imgesi benim için.. Doğunun bir ucundan gelip fındık toplayan, çocuk büyüten büyüyen Tütiya…''
ADI, TUTİYA !
Adı, Tutiya Kapkara dolgun gözleri, Hep uzağa bakardı. Hep düşünürdü, Ve hep çalışırdı!
On çocuğu vardı; Aç, susuz! Gözleri onunki gibi, Kapkara , kusursuz.
Yazları gelirlerdi. Hiç görmedikleri, Hiç bilmedikleri, Bir ürünü toplamaya; ''Fındık toplamaya''
Adı, Tutiya Kara saçları yıpranmış, Henüz bebekken yumuşacık olan teni Dokuzunda nasırlaşmış!
Okuyamamış... Toprağı kitap bilmiş, Buğdayı yazı! Her hasatta biçtiği Onun kara yazısı Tutiya... Adıyaman'ın uzak bir köyünden... Ellerinde kınası Onüçünde gelin olmuş, Sonra ana. Gelin almış geçen yaz Hiç kadın olmamış Tutiya
Tutiya, Güzel yurdumun, Güzel insanı. Çocuk olmamış, Çocuk anası!
Bu yaz nerdesin Tutiya Adana'da pamukta Giresun'da fındıkta?!!
Dudağında hiç bilmediğim bir türkü Hangi geleceğe gidiyorsun Tutiya?
Sevil Nihan Usta 733 /Cumhuriyet İlköğretim Okulu Bulancak/ Giresun ..... ''Bu yazıyı yazarken ne dinledim ?'' bu yazı için de çalışmamaktadır.
Aklım ereli beri düşündüğüm bir konu. Bir insan ömrünü neye vermeli?
Şarkısı da dilime dolandı da geçen gün, hadi dedim Derya .
...
Tam da başlığı hazır, kendisi meydanda olmayan yazıyı yazmaya hazırlanıyordum ki birden gözümün önüne Pulitzer ödüllü bir fotoğraf geldi. Manevi babam dediğim büyüğümün eczanesinin duvarında asılıydı bu fotoğraf.
Derken dün akşam Coşkun Aral'ın konuk olduğu programda da gösterilmesin mi ? Bazen kalemi başkası tutuyor sanki.. Yazmak farz oldu.
(Çok şey söyler ya bir fotoğraf çoğunlukla, işte ondan. Fotoğrafı başka bir yazı da paylaşacağım.Üzücü bir fotoğraf.)
...
Aslına bakarsanız sevgili okur, çok bıçak sırtı bir konu. Beni kimler okuyor bilmiyorum.
Gücenenler olabilir, kırılanlar olabilir. Kendiyle yüzleşmekten korkanlar olabilir.
Ben içimden geçenleri yazayım hadi.
Güleryüzlü bir yazı olsun.
...
Manevi babamın kendine ait bir sözü var. ''Ne kadar kendinsen, o kadar mutlusun.''
Ne kadar , kaç metre, kaç kilo kendimiziz?
Kendimiz için mi, annemiz için mi, eşimiz, işimiz, komşumuz için mi ? Kimin için birçok şey?
Bırak ömrünü, bugününü kime verdin?
...
Bizim ülkede bu yaşımda edindiğim şudur ki, kendini sevdiği herhangibir şeye adayana deli derler. Boş adam derler. Bu insanların saçı sakalı uzunsa bir de, pasaklı damgasını yerler ki ne ilgisi var hala anlamış değilim.
Bir şeyi çok sevme hakkın asla yoktur. Yurdum insanı, en sevgili varlığı olan çocuğunu bile sevmeyi göstermesini bilmezken, bunu yapmaya korkarken, aslında ıskalarken -bu yazıyı burda kessem mi :) - neyi de tartışıyoruz bilmem ki...
Benim başucu kitabım der ki :
<< Büyükler sayılara bayılırlar. Yeni bir arkadaş edindiniz diyelim; onun hakkında hiçbir zaman asıl sormaları gerekenleri sormazlar. ''Sesi nasıl?'' demezler örneğin, ya da ''Hangi oyunları sever? Kelebek koleksiyonu var mı? '' diye sormazlar. Onun yerine, ''Kaç yaşında?'' derler. ''Kaç kardeşi var? Kaç kilo? Babası kaç para kazanıyor?'' Ancak bu sayılarla tanıyabileceklerini sanırlar arkadaşlarınızı. Eğer büyüklere ''Güzel bir ev gördüm, kırmızı tuğlalı; pencerelerinden sardunyalar sarkıyor, damında ise kumrular var.'' derseniz, nasıl bir evden söz etmekte olduğunuzu bir türlü anlayamazlar. Ne zamanki onlara ''Yüz milyonluk bir ev gördüm.'' dersiniz, işte o zaman size '' Oo ne kadar güzel bir evmiş.'' derler gözlerini koca koca açıp. >> *
Daha büyük bir ev, yeni model araba, modası geçti daha yeni model araba, falancada olan modelden filan, filancada olup da sende olmazsa olmaz fişman.
Bak bahar geldi. Çimenlere yayıl, sevdiğin sanki bugün daha mı güzel ne?
Güneş nasıl da ısıtıyor, bütün kış bu anı beklemiştin. Zaten yaz gelip de güneş iyice canlanınca , ''Kış gelsin gıkım çıkmayacak, söz.'' diye söylenmene şunun şurasında ne kaldı?
Banklar ne rahat, bir de denize karşıysa. Üstelik bedava.. Ama tam karşıdaki kafede görünmek (!) gerek.
Bazen gitmek, bazen görünmek istenebilir. Gidene sözüm yok :)
''Bir insan ömrünü neye vermeli?
Tükenip gidiyor ömür dediğin.''
...
Çiçeklerin adlarını hatırla, renklerini . (Türkiye 4.sü hatırlayamadı da cümle aleme rezil oldu:) )
Sokak adlarının öyküsünü merak et. (İlgili yazı yoldadur:) )
Yaşadığın şehirle ilgili önemli insanları,eski binaları,hikayeleri, olayları bil.
Sözünü müziğini sen yazmadın biliyorum ama ''o senin şarkın.'' (olsun :) )
Ofsaytın ne olduğunu öğrenmeye çabala. (Kadınım, sözüm sana)
Iskalama bence çocukların sana her ne anlatacaksa. Komik olmasa da gül, hatta kahkahalarla. Çocukları önemse.
Hiç tanımadığın birine gülümse. Sohbet et hatta.
En sevdiğin şiiri ezbere bil.
Mutlaka bir hobi edin. Birden çok olsa ne ala. (iki a'nın üstünde de şapka var ama ben yapamıyorum. Ha bu arada şapkalar kalkmadı :) )
Türk halk müziğini sev.
Biriktir, at.
Hepsi sevmekle olacak işler farkında mısın sevgili okur?
Ve ne kadar çok şey geliyor akla? Hadi sen de söyle.
Renklenmekte fayda var!..Yüreğinin duvarlarına resim yap !..
Ver ömrünü , en azından bir gününü.
Elalem bir şey demeyecek söz, o da burayı okuyor. :)
...
''Yolda kalan da bir, yürüyen de bir
Savrulup gidiyor, ömür dediğin.''
Sevgili okur,
Bana kalırsa epey ayrı düştük. Bir yandan ''Şunu da yazarım, bundan da bahsederim.'' derken bir konular birikti ki sormayın gitsin. Defterlerimden birini ''Konulara ve başlıklara'' özgüledim.
Buraya yazdıklarımın bir kısmını günlüğüme, kimi hikayelerde araştırılacak bir şey varsa, not defterime aktarıyorum. Ha bir de bizim ''Ezgi cadısı tatlısı'' var. Amcamın 8 yaşındaki kızı. Onunla aramızda bir acayip bir şey var.. Eskiden aynı apartmanda otururduk ve güzel zaman geçirirdik tatlıcığımla. Konuşmaya başlamasından bu yana önce ''Ezgice-Türkçe'' bir sözlük yazmaya başlamıştım ki , cümleler de kurmaya başlayınca, oldu sana bir günlük daha. Adı da pek hoş : Ezginin Günlüğü.. (Babamın bana tuttuğu gibi..)
Hikaye Ezgi'ninse hem onun defterine, hem benim deftere (bazen), şimdi bir de blog defterine yazıyorum ki ''Belki bir yazıya dönüşebilir'' diye.
Yazmak iyidir.
Hem iyi gelir insana...
...
Dedim ya yazacak çok şey var.
Yaşayacak da...
...
Bu cuma akşamı Seherciğimle (Bu parantezi uzun tutacağım. Kendisinden az bahsetmişim uyarı geldi.:) )
Beyoğlu Hayal Bistro'da Akdeniz-Karadeniz adlı bir konsere gittik. (Hemen ''Biz karnemizi isteriz'' diyesi geliyor değil mi insanın)
Efendim bir Grup Gündoğarken & Fuat Saka buluşmasıydı. ''Pencerenin Perdesini'' kemençe coşkusuyla havalandırıp, Gelevera Deresi kıyısında buzuki çaldılar.. Herbiri kendi bölge müzikleri için karakteristik olan bu iki enstrüman ( ilk seferde yazabildim. ''enstrüman '' :) ) nasıl da seviştiler. Nasıl da yakıştılar üstelik. Size de aktarmak istedim sevgili okur ama blog yazdığıma bakmayın hiç becerikli değilim bu konuda. Şimdilik hayal gücünüzü kullanın diyebileceğim. Bu güzel konserde beni (Seher'i de :) ) etkileyen bir şey daha oldu. Gündoğarken'in üyelerinden Gökhan Şeşen'in , 14 yaşında sözü ve müziğini yaptığı bir şarkıyı söyleceklerdi. Bazen böyle şarkılarına yer verirler ya konserlerinde.. Sözleri komik olur, nakaratı kafiyeli olsun diye uğraşılmıştır, özetle müzisyen olacağı bellidir de , bir hatıradır işte bu çocukken yapılan şarkılar. Yine öyle bir şey beklerken bakınız hangi şarkı geldi?
Şarkıyı dinlediyseniz siz de oradasınız demektir sevgili okur;
''Sözün bittiği yer''den en içten sevgilerle!..
...
Yukarıdaki tramvayı aşağıdaki şarkıya nasıl bağlayacak diye düşünme sevgili okur...:)
Başka insanların yaptığı güzel şeyler beni heyecanlandırır.. Yukarıdaki konser hikayesi de buna dairdi.
Şimdiyse beni uzun zamandır heyecanlandıran bir şeyden bahsedeceğim.. (Bağladım ya :) )
Kağıtlar..Daha önce de bahsetmiştim ''Bir kağıtla neler yapılabileceğinden.''
İşte benim kağıtlarım.
Kitabımın süsleri Kitap ayraçları..Fikri tamamen bana ait.
''Canson'' kağıtlarından üretilmiştir tramvayım.Camlarının mavisi zarfın tersi, çerçeveler zarfın düzü..:)
(Kale bayırı düzü.. Devriyeler sardı ya bizi.. Hep beraber olalım. Vermeyelim şu kızı ..köşeli parantez: Bir Giresun türküsü)
Kitabımdan sesler de geliyor artık.. Dan dan!..
''35.sayfa durağında ininiz. İhtiyari durak:)''
...
Yazı iyidir.
Sözcükler iyidir..
Bol parantezli yazılar daha iyidir!..
...
Bu yazıyı yazarken ne izledim? Soru- Yorum : Coşkun Aral ...
Ne isterdim biliyor musun sevgili okur?
Hayatımızın bazı anlarında müzikler yükselsin sokaklardan. Hatta öyle yükselsin ki , insanlar bize baksın.
İlk öpücükte... Ayrıldığında sevdiğin birinden, ikiniz de tam aynı anda dönüp birbirinize bakarken...
Annen, baban, kardeşin bir aradayken, yılların telaşından vakit bulmuşken, artık sohbet edebiliyorken hesapsız, alabildiğine mutluyken...
Çaresizken...Kalabalıklar içinde yalnızken. İnsanlar seni anlamazken...
Birine kocaman sarılmışken. Bir çocuğu güldürmüşken...Bir yaşlının duasını alırken.
Kendini kanatlanmış gibi hissederken...
Ben en çok bir şarkı ne zaman çalsın istedim biliyor musun sevgili okur, bir şehrin otogarından uğurlanırken...
Tüm sevdiklerim hala yanımdayken. Onlara iki bavul, bir yastık ve birçok hatırayla el sallarken...
(Üniversite hayatım başlıyordu. Yol İstanbul'du)
...
Bangır bangır çalsın istedim. Çalsın ki, düşüp dizimi kanattığım taşlara, o dizimi yıkadığım camiinin çeşmesine, şimdi karadeniz sahil yoluna kurban giden evimizin karşısındaki banka, evimizin manzarasına, şehrimizin süsü yağmura buluta, esnafa, dostlara, adaya, caddeye, selam olsun!..
Çalmadı olmadı..Ama candostum, annemin doğurmadığı kardeşim, yaşı kadar dostluğumuzun ömrü, Seherciğim pankart hazırlamıştı. Aklımıza gelir şimdi, önce ağlar sonra güleriz. Ve biliriz ki , başka bir deniz bulamayız...
''Aynı evde kır düşecek saçlarımıza. Dönüp dolaşıp bu şehre geleceğiz.. ''
...
Not: Yazımda kullandığım karikatür adaşım, abim ve İstanbul'daki ilk arkadaşım karikatürist -ressam Derya Sayın'a aittir. Yıllar sonra gördüm bu karikatürü. Bana orijinalini hediye etmek istediğini söylemişti Derya abi . Yanıtım şu oldu : ''Abici'm sırf bunu söylemiş olman bile benim için ne kadar değerli anlatam.''
Bazen '' söz'' daha değerlidir. Böyle gidişi olan bir ciddik kuşu için üstelik.
...
Şarkıdaki şahane şiir de yunan efsane şair Konstantin Kavafis'e ait.
Ne demiş başka bir şair ''Şiir yazanın değil , ihtiyacı olanındır.''
Bu sefer de bizim olsun.
...
Başka bir şehirden selamlar!..
Hadi sen de sevgili okur, çocukluk düşlerimiz için bilgisayarının sesini aç ''Şehir''i dinle.
Söz ver şehrine..''Dönüp dolaşıp sana geleceğim'' de. (Gitmeyeceksen ama boşa ümit verme)